Öykü: Bir Mont, Bir Bot | İsmail Okutan
“Hadi bakalım Semanur, bir mont seç kendine, bir de ayağına göre bir bot,” dedi öğretmeni sevgi dolu bir sesle, onun […]
“Hadi bakalım Semanur, bir mont seç kendine, bir de ayağına göre bir bot,” dedi öğretmeni sevgi dolu bir sesle, onun […]
Uçsuz bucaksız çölün semasında kimi budaksız ağaç şemasındaydı, kimi insan simasını almıştı, kimi ev şemasındaydı bulutlar. Açık, geniş bozkırda zamanın
Sabahın en taze, en temiz vakitlerine düşmüş çiğ taneleri gibiydi parkın kırmızı gülleri, açılıp serpildiklerine tanıklık ettiği, bakışlarıyla her gün
Güneş, yerini akşama terk ederken ardında koyu bir karanlık bırakıyordu. Karanlık günün üzerine çökerken sessizce, kaba ve kalabalık kentin üstünü
Sana ne kadar çabuk alıştım. Hiç beklemediğim, hiç düşünmediğim, hiç bilmediğim bir şeydi bu. Gözlerinin rengi, bakışların güzelliği hiç yabancı
O sabah tüm televizyon kanalları, radyo istasyonları ve sanaldaki tüm iletişim araçları aynı haberi geçti: “Çağın buluşu! Büyük uğraşlar sonucu
İşi insanla uğraşmaktı. İnsanla uğraşmak zordu ama seviyordu işini. Yoğunluk, bedensel ve ruhsal yorgunluklara davetiye çıkarırdı çoğu zaman. Bazen öyle
Hiçbir şey demedi. Bakışlarımı yüzünün bütün çizgilerinde ama özellikle tepesinden iki yanına, oradan da omuzlarına doğru kara bir su gibi
İnsanlar, teknoloji ve dünya gelişirken, bir yandan güzel şeylerin yok edilmesi ne kadar acı… Eskinin keyifli ve buğulu anılarını