“Sosyal medya”da hemen herkes beğeniyor birbirini. Yeter ki dostu, tanıdığı, akrabası filan olsun, anında basıyor “like”a. Özellikle facebook ile instagramda… Twitter farklı. Orası Serengeti gibi; yüzde doksanı yazdıklarınızı yalanlamaya, dalga geçmeye ya da aşağılamaya meyyal. Vurdukları yerden kan fışkırıyor. Bunu kimi aleni yapıyor, kimi ironiyle. Fakat benim takıldığım, sürekli beğeni bekleyen, tırnağın ucu kadar itirazı […]
imgelem’da nicedir kitap tanıtımlarına ara verdim. Oysa evlerimize kapandığımız şu sıralarda film izlemek, yemek yapmak gibi kitap okumak da başta geliyor. En azından benim için! Birçokları bu ‘kapanma’dan şikâyetçi ama ben değilim. Kitaplar yanımda olduktan sonra kapanma da neyin nesiymiş! Efsanevi Yaratıklar için Salman Rushdie, “Manguel, hayali kişilerin bizim hayatlarımızı resmettiğini iddia ediyor. Evet, diyoruz, […]
Mart- Nisan aylarından itibaren güneş bize daha dostça bakar; o karşıdaki fundalıkların arasından başını uzatır, koyun üstünden Özbek/ Eğri limana’ a bütün güzelliğini ve parlaklığını bırakır. Sonra yavaş yavaş yoluna devam eder, akşama doğru kaybolur gider. Koy dediğimiz Çeşme- Karaburun denizinden içeriye doğru kıvrılarak karada kendine yer açmış küçük bir deniz, bir göl… Etrafında fundalıklarla […]
Eskiden mektup yazılırdı değil mi? Mürekkepli kalemle yazılıp pullu zarfla gönderilen mektuplar… İletişim teknolojisinin değişmesiyle bu güzel gelenek de büyük ölçüde tarihe karıştı. Atık e-posta var, WhatsApp var, Messenger var! Mektup yerine ileti yazıyoruz… Sanal ortamlarda anlık yorumlarla paylaşıyoruz düşüncelerimizi. Teknoloji bizi o denli tembelleştirdi ki yazıdan büsbütün uzaklaştık. Duygu ve düşüncelerimizi açıklamak için sözcüklere […]
Meslekteyken öğrencilerimden sırasıyla önce ailelerini, yakın çevresinde kendilerine model olarak seçtikleri “tip”leri, en çok sevdiği arkadaşını ve en sonunda kendilerini anlatmalarını isterdim. Haklarını yemek istemem; gerek seçtikleri “model tip”leri olsun gerekse yakın arkadaşlarını, uzun uzun, ballandıra ballandıra anlatırlardı, fakat sıra kendilerine geldiğinde çoğunun tıkandığını, kendi haklarında ne iki satır yazabildiklerini, ne sözlü anlatım yapabildiklerine tanık […]
Nazım’ ın şiirlerine girmiş aşklarını ve sevdalarını çoğumuz biliriz. Toplumsal mücadelesi, özel yaşamı, sevdiği kadınlar, hapishaneler, bitmeyen bir baskı mekanizması… Hepimizin adeta ezberindedir. Bütün bu olan bitene hayranlıkla bakar, bir devrimci kahramanın yaşamından kesitler diye okuruz. Bazen aşklarını öne çıkarır, bazı durumlarda da devrimci mücadelesini ve şiirlerini ön planda tutarız. Aslında sanatçıya bir bütün olarak […]
İlhan Selçuk, Halit Çelenk’in “Hukuksuz Demokrasi” adlı kitabına yazdığı sunuş yazısında, “hukuk adamı”nda olması gereken nitelikleri sayarken şöyle diyor: “Hukukun çiğnendiği bir toplumda hukuk adamı olmak için kişilik gereklidir, onur gereklidir, direnç gereklidir, savaşım gücü gereklidir. Hukuku özümsemiş, benimsemiş, algılamış kişi, hukukun çiğnendiği bir toplumda çekimser ve edilgin kalamaz.” (1) Halit Çelenk, işte bütün bu […]
Bazı kitaplar için “başucu kitapları” dendiğini duymuşsunuzdur. Başucu kitabı olmanın ölçütü nedir, diye soracak olursanız, zaman zaman açıp yararlanarak ya da tat alarak okuma gereği duyduğunuz kitaplar, diyebilirim. Diğerleri ise okunup kitaplığa kaldırıldıktan sonra çoğu kez orada unutulup kalırlar. Memet Fuat’ın Eleştiri Üstüne (YKY) adlı kitabı, bir süre önce başucu kitaplarıma eklendi. Füsun Akatlı’nın, Ursula […]
sandalyeleri kendimden sakladım
nasılmış Simit Dünyası
bir aslana yanlış yol tarifi verdim
nasılmış navi
Pandemi günleri, hayata yaptığımız yolculuğu içimize doğru yönlendiriyor bu yüzden belleğimize sık başvuruyoruz. Geçmişte yaşadıklarımızı hatırlıyor, bu güne taşıyoruz. İyileri anmak hoşumuza gidiyor, zihnimizin arkasına ittiklerimizle tatlı bir hesaplaşmaya giriyoruz… ” Hangi yaşta ölürsek ölelim, tamamlanmamış cümlelerimiz olacak” diyen Füruğ Ferruhzad’ un sesi kulaklarımızda çınlıyor sanki. Ben de bu gün, unutmakla hatırlamak arasındaki sarkaçta gidip […]
Şu sıralar öğrenci okurlarımla Zoom üzerinden yaptığım söyleşilerde şu soru özellikle çıkıyor karşıma: “Ben de yazar olmak istiyorum, ne yapmalıyım sizce?” Ya da, “Ben de bir kitap yazdım, ama…” İlk soruya genellikle yazar olmanın bilete tabi olmadığını, ilk koşulun disiplinli bir okuma sürecini gerektirdiğini söylüyorum. Bazen de “Yazmak mı istiyorsunuz? Yazın öyleyse. Elinizden tutan mı […]
Böyle sıcak bir ağustos o güne kadar belki de hiç yaşanmamıştı. Nem oranının en düşük olduğu yörelerden biri diye bilinen Milas/Yavankuyu’dayız. Harika bir deniz, hemen yanında çam ormanı. Rüzgârlı havalarda geceleri bir ıslık senfonisi. Doğanın bestelediği bir senfoni. Rüzgâr mı çam ağaçları mıydı bu ıslığı çalan bu besteyi seslendiren neydi? Yan flüte can veren nefesin […]