Öyküler, Anılar… | Salim Çetin
Yerel yönetimler, bulundukları şehirlerin gelişmesine katkı amacıyla onlarca kültürel etkinliğe imza atar. Burada söz konusu edilen kültür endüstrisi denilen bir […]
Yerel yönetimler, bulundukları şehirlerin gelişmesine katkı amacıyla onlarca kültürel etkinliğe imza atar. Burada söz konusu edilen kültür endüstrisi denilen bir […]
Babam önce Neriman Teyze’ye sonra bana baktı. Kulağımı çekip okkalı bir Osmanlı tokatı attıktan sonra, “Yarın camcı Rüstem’e söylerim değiştirir” dedi.
Yağmur dalgaları, dalgalar yağmurları dövüyordu. Gökyüzü vahşi bir ölü gibiydi. Gri, solgun, ama şiddetli… Dayanamıyordu. Kapkara gözleri dalmıştı azgın sulara.
Ben Sait… Bazen görüp görebileceğiniz en gerçek insan, bazense hayallerle yaşayan bir çocuğum. Ben Faik. Yaşama sığdıramadığım dünyamı kâğıtlarıma sığdırırım.
“Kuyara ile Adako, “Ne o ağabey? Çağının trajedisini mi anlatacaksın?” “Yok, romandan bir bölüm, okuyunca anlarsın ne olduğunu…” Uzun uzun
O, babamın en yakın arkadaşı, en yakın dostuydu. Hani, nefes arkadaşı derler ya işte oydu. Babam yıllarca ona hiç toz
Kalabalığı taşıyan otobüsleri geride bırakmışlardı tek tek. Siyah bir arabayla geçiyorlardı, çam ormanının içinden. Keskin dönemeçlerde aynı şeyi düşünüyorlardı. Yaşamın
Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar; Nazım Hikmet Enstitüde pek yaşanmayan bir şey oldu. Bir haftalığına
Sabah kalktığında ve elini yüzünü yıkamaya gittiğinde mutlaka lavabodaki aynaya bakacaktı, yazdığı notu buraya yapıştırırsa iyi olurdu, olmazdı unutmak. Yazdı.