Kitap inceleme yazısı yazmak; bazen sevilerek okunan bir yapıtı değil de sırf satış rekorları kırdığı, niteliği ne olursa olsun göz ardı edilemeyecek bir okur kitlesine ulaştığı için kaleme alınıyorsa, kısa sürede işkence halini alıyor. Ancak yine de bazı filmler, albümler ve kitaplar; çok konuşulup tüketildikleri için eleştirel bir bakışı hak ederler. Grinin Elli Tonu da bu yapıtlardan biri. Burada sadece popüler bir eserden değil, popülerliği vasıtasıyla okunması adeta dayatılan bir kitaptan bahsediyoruz.
İlk zamanlar bloğunuzda Grinin Elli Tonu vb. ile ilgili birkaç satır yoksa ziyaretçiniz de sizi yavaş yavaş terk edecektir. Tabii bu durum eserin yaratıcısı için, sanat adına bir şanssızlık olsa da maddi varlık olarak günü en önden bitirdikleri için yüzde yüz şanslılar. Ne de olsa günümüzde sanat değeri taşımak, parasal değer taşımanın çok altında bir anlama sahip.
Grinin Elli Tonu adlı kitap hakkında yazmak için yeteri kadar nedenimiz var. Sanıyorum zorlanarak da olsa bu gerekçeleri sizlere anlatabildim. Romanı E. L. James yazmış. Pegasus Yayınları tarafından Türkçeye çevrilen roman 572 sayfa.
“Ben işi şansa bırakmam, Bayan Steele. Bana ne kadar çok çalışırsam şansım o kadar artıyor gibi geliyor. İşin sırrı, takımınızda doğru insanları bulundurmakta ve enerjilerini uygun şekilde yönlendirmekte. Sanırım Harvey Firestone’un sözüdür: “İnsanların büyümesi ve gelişmesi, liderliğin en büyük görevidir.”
Kitabı okuyanların yalancısı değilim. Bir çırpıda da okuyamadım. Mamafih kitap popüler ve ben bu yazıda Grinin Elli Tonu adlı kitabı okuduğumu ispat etmeliyim. Şaka bir yana, bir kitabı sıradan bir iş yapıyormuş gibi okumak zorunda kalmak berbat bir duygu. Bir sinema filmi veya popüler bir dizi için bunu yapmak kolay; belki daha da keyif alıyor insan ama işin içinde bir roman varsa durumun rengi değişiyor.
Grinin Elli Tonu benzerlerinin ötesine geçemiyor. Kitap popüler eser koleksiyoncularına uygun olabilir ama gerçek kitap kurtları için boşa geçen vakitten ibaret. Erotik hikâyeler yayımlayan forum sitelerinde bile daha estetik bir erotizmden söz etmek mümkün. Öte yandan girişimci, parlak yaşam kurgularıyla örgülenmiş ve hayallere hitap eden şatafatlı, yapmacık bir düzenin kimi, niye bu kadar çok meraklandırdığı da ayrı bir konu.
Grinin Elli Tonu için kısa bir tanıtım yazısı yazabilmek elbette mümkün. Hikâye, edebiyat öğrencisi olan Ana Steele’in, genç girişimci Christian Grey’le röportaj yapmaya gitmesiyle başlıyor. Roman tanıtımında geçen “son derece çekici, zeki ve sinir bozucu bir adam…” ifadesi bile okuyucuda yapmacık bir sempati uyandırmayı hedefliyor. Geriye kalan da Ana adlı sıradan fakat romanın dişilik figürü olan kahramanla; sıra dışı istekleri ile okuyanı çıldırtan bir centilmen (tuzu kuru, züppe) arasındaki bu çekilmez ilişki… Elbette ki kapitalizmin nimetlerinden yararlanmayı âdet edinmişler için olağan, o nimetlerden yararlanmayı hayal edinmişler içinse parlak yıldızlar gibi ulaşılmaz…
* Sıkı durun, bu kitap üçleme bir yapıt ve ikincisini merakla bekleyen, dünyanın her tarafında milyonlarca kişi var. Grinin Elli Tonu böyle bir kitap işte…
*Not: Bu yazıyı 5 Ocak 2013 tarihinde yazmışım. Aradan 13 yıl 4 ay geçmiş. Belki ikincisi, belki üçüncüsü çıkmıştır; nedense hiç merak etmedim. Hatta sırf bunu vurgulamak için şu “eski püskü” yazıyı az buçuk güncelleyip öne aldım.

