ŞAHBENDER KORKMAZ’IN KASABA LİRİKLERİ

Son yıllarda iyice kabak tadı veren bir ‘şiir zanaatı’nın edebiyat ortamlarına egemen olduğunu söyleyebiliriz. Şair adları farklı, fakat yazılan şiir aynı; imzayı kapattığınızda, altına yirmi şairin adını rahatlıkla atabileceğiniz şiirler… Böyle olunca, özgün şairlerin şiirlerini ve kitaplarını öpüp başımızın üstüne koymamız gerekiyor. Şahbender Korkmaz’ın Kasaba Lirikleri de bunlardan biri.

Özgünlük, zanaatı sanattan ayıran en önemli özelliktir. Zanaat, yeniden üretim geleneği ve tekniğiyle iş görür; ondaki sanat genellikle ilk üretim örneğindeki prototipte gizlidir. Sonrasında, basmakalıp kopya üretimler artık onu teknik bir ‘iş’ hâline getirir. Sıradan bir zanaat ürününe bireysel, özgün bir dokunuş, ona yeniden sanatsal bir özellik katabilir. Sanat yapıtlarıysa, işin teknik yanını da içermekle birlikte, onda temel olan şey bireysel yaratının özgünlüğüdür. Söz konusu olan sanat dalı şiirse, bu olgu çok daha fazla önem kazanır. Şiir, temelden bacaya özgünlük ister. Özgünlüğü pek çok unsur besler; fiziksel özelliklerin yanı sıra, toplumsal ve ekonomik koşullar da bu konuda rol oynar. Bununla birlikte, hem kişiliği hem de özgünlüğü belirleyen en önemli şey, kişinin itiraz özelliğidir.

Tüm bunları bana, Şahbender Korkmaz’ın Ürün Yayınları tarafından basılmış Kasaba Lirikleri kitabı düşündürttü. Kasaba Lirikleri, bu yılın en iyi şiir kitaplarından biri olmaya aday. Yıllanmış, yıllandıkça da değer kazanmış şiirler bunlar. Özgün, yalın, duru; günümüze uygun biçimde kısa ve oldukça etkileyici şiirler… Korkmaz, ısrarla atonal bir şiir yazıyor; uyaklardan bilerek kaçınıyor gibi. Sonuçta, uyağın bile uyumluluğu çağrıştıran bir yanı vardır! Oysa özgünlük, öncelikle itiraz ister; ele alınan temaları farklı bir bakışla, farklı bir algılayışla, dolayısıyla da farklı bir yorumlayış ve üslupla dile getirmeyi gerektirir.

Türk şiirinde, ‘kuşaktaşlık’ diyebileceğimiz bir olgu var. Aynı kuşağın şairleri, benzer duyarlıklarla, benzer temalar etrafında dönenip dururlar. Bunların içinde en sivrilmiş olanı, hiç kuşkusuz, en özgün olanıdır; kendi zamanı ile bütün çağları uzlaştırmış, toplumsal ve zamansal konumlanışını doğru bir biçimde belirleyip evrensellikle buluşturmuş olandır. Özgün şairlerin en önemli özelliklerinden biri de, itirazı yaratıcı bir çabaya dönüştürmeleridir. İtiraz, yalnızca bireysel marazların dile getirilmesi değil; düzenin, sömürü üreten ve tüm toplumsal yaşamı olumsuz etkileyen dişlileri arasına atılan sabo terliğidir! Korkmaz’ın şiirlerinde bunun örnekleri de var. Kan Davası şiirinde:

“Hiçliğin ötesinden / Sola dön / Onlarca çıkmaz sokaktan / Birine sapmadan / Gir sınıfının kalbine… Yoksa vururlar seni / Sonra / Doğmadan ölecek / Çocuklar gelir peşinden”

İtiraz, hem benliğin hem de yaratıcılığın ilk adımıdır. Kişiyi kuşatan sınırları açıp genişletmeye, hatta değiştirmeye yarayan bir güdülenme unsurudur. Buna da memnuniyetsizlik, huzursuzluk ve uyumsuzluk yol açar. Günümüz insanı, pek çok huzursuzluk katmanının içinde yaşar. Dinle, devletle ve toplumla olan uyumsuzluk bunların başlıcaları olmakla birlikte, bunların en önemlisi toplumla olanıdır. Toplumun parmak uçları, bireyin çevresini oluşturan diğer insanlardır ve bireyin bunlarla olan ilişkisi; uzlaşılar, geri çekilmeler ve itirazlarla ilerleyen diyalektik çelişkiler içerir. İtiraz içeren şiirlerin neredeyse tamamında, bu çelişkiler yataklık eder.

“(…) kontrol noktasındayız/Alkol testinden geçip/Eve giriş dersinden kalıp/Olsun vatan millet sakarya… Selam verdik/Bakışları karalı/Mavi gözlü sokağa/Hesap geldi üç promil/Geceyi keserek ayırdık üçe/Sağ sol orta yol.”

Özgünlüğün olmazsa olmaz özelliklerinden biri de içinde taşıdığı lirizmdir. Bu bakımdan bireyliğini sakınarak hiçbir zihinsel/ruhsal risk almadan duygusuz, öznesiz hatta çoğu kez yüklemsiz güya ‘hermetik’ şiirlerden değil Korkmaz’ınki. Dizelerde nefes alış verişini, hatta kalp atımlarının sesini duyduğumuz bir şair var karşımızda. ‘Kasaba Lirikleri’ adı tesadüfen konmuş değil. Kitapın neredeyse üçte birlik kısmını taşıyan aynı başlıktaki şiirler genelden hiç de bağımsız değil. O bölüme almadığı arkaplanında başkentin olduğu Çınar ve Ölüm şiirini okuyalım:

“Sabah düşüyor/Necatibey Caddesi’ne/Günlerden Pazar/Gürültüyle kesilmekte/İki çınardan biri… Diğerini gençliğine bağışlamış belediye/Törensiz taşınacak çınarın/Yaşlı gövdesi/Yeşili sonra ölecek”

Bu tür yazılarda şairin en iyi şiirlerinden örnek seçilip verilir ama ben her birini sevdiğim şiirlerin hangisini örneklesem diğerlere haksızlık yapıyormuşum gibi hissettim. Kasaba Lirikleri bölümünden Nedir Uğuldayan başlıklı şiiri, kitabın tüm özelliklerini yansıtması bakımından buraya alıyorum:

Yoruldum içimdeki/Çocuğun sesini dinlemekten… Bedenim pişmanlıkların yuvası/Kalbi durmuş olmalı/Yavru kaplumbağanın/Kabuğundan kurtulmaya ikna ettiğim… Düşlerini incittiğim karıncalar/Yapraklarını derede yüzdürdüğüm söğüt/Keman tellerini kopardığım/Ağustos böceği… Yoruldum içimdeki çocuğun kötülüklerini düşünmekten/Hüzünlü bir kaval sesine sığınıyorum/Kapanıyorum dışarı içim kararıyor/Bitmeyen hesaplaşmada başım eğik”

İtiraz, hesaplaşma, uzlaşı ve yorgunluk kitabın genel aurasını oluşturmakla birlikte asla yaşam sevincinden vaz geçmiyor Şahbender Korkmaz. Öz benliği ile dünya ve yaşam arasındaki ilişkiyi özgün bir biçimde kuran, yer yer haiku tadı veren ışıltılı ve berrak şiirler bunlar…

Selam olsun!

Cem Savran

 

 

Scroll to Top