Öykü ile Hikâye Aynı Şey mi
Öykü ile Hikâye Aynı Şey mi? Aralarındaki Fark Nedir?
Öykü mü, hikâye mi? Edebiyatla ilgilenenlerin zaman zaman karşılaştığı bu sorunun cevabı, ilk bakışta göründüğünden daha basittir: Günümüz Türkçesinde öykü ve hikâye, çoğunlukla aynı edebî türün iki farklı adıdır.
Bir öykü kitabından söz ederken hikâye kitabı demek, genellikle anlamı değiştirmez. Edebiyat derslerinde de “hikâye (öykü)” biçimindeki kullanımla karşılaşırız.
Peki, iki sözcük aynı türü karşılıyorsa neden bazı yazarlar öykü, bazıları hikâye demeyi tercih ediyor? Bu tercih yalnızca sözcük seçimiyle mi ilgilidir, yoksa edebiyatın geçmişi ve dilin değişimiyle de bağlantılı mıdır?
Öykü ve hikâye arasındaki temel fark
Edebî tür olarak kullanıldıklarında öykü ve hikâye arasında kesin bir tür ayrımı bulunmaz. Her iki sözcük de yaşanmış ya da yaşanabilecek olayları, durumları ve insan deneyimlerini kurmaca bir anlatı içinde ele alan kısa düzyazı türünü karşılayabilir.
Örneğin Sait Faik’in öykülerinden söz etmekle hikâyelerinden söz etmek arasında tür bakımından bir fark yoktur. Burada değişen, eserin kendisi değil, onu adlandırmak için seçilen sözcüktür.
Bununla birlikte “hikâye” kelimesinin kullanım alanı daha geniştir. Günlük dilde bir olayın anlatılması, yaşanmış bir deneyimin aktarılması ya da bir anlatıdan söz edilmesi için de kullanılır.
“Bana başından geçenleri hikâye etti” cümlesindeki hikâye, doğrudan edebî türü ifade etmez. Sözcük burada anlatma ve aktarma anlamıyla kullanılmıştır.
Hikâye kelimesi nereden geliyor?
“Hikâye” Arapça kökenli bir sözcüktür. Türkçede uzun zamandır anlatma, aktarma ve bir olayın anlatısı anlamlarında kullanılmaktadır.
Edebiyat geleneğimizde halk hikâyeleri, Dede Korkut Hikâyeleri ve başka anlatı biçimleri, hikâye sözcüğünün geniş tarihsel kullanım alanını gösterir. Bu örneklerde hikâye, yalnızca modern anlamdaki kısa kurmaca düzyazıyla sınırlı değildir.
Bu nedenle “hikâye” kelimesi, hem bir edebî türü hem de daha geniş anlamda anlatıyı karşılayabilir.
Öykü kelimesi neden tercih ediliyor?
“Öykü” sözcüğü, Türkçede hikâye karşılığı olarak özellikle modern edebiyat terminolojisinde yaygınlaşmıştır. Günümüzde birçok yazar, eleştirmen ve yayıncı kısa kurmaca düzyazı türünü adlandırırken öykü sözcüğünü kullanır.
Bu tercih, kimi zaman dilde Türkçe karşılıkları öne çıkarma eğilimiyle ilişkilendirilir. Ancak öykü ve hikâye arasında yalnızca sözcük kökenine dayanarak edebî bir üstünlük ya da tür farkı kurmak doğru değildir.
Öykü kelimesini tercih eden bir yazarın daha modern, hikâye kelimesini kullanan bir yazarın daha geleneksel bir anlatım benimsediği sonucuna da doğrudan varılamaz. Sözcük seçimi, yazarın dil alışkanlığına, edebiyat anlayışına ya da kişisel tercihine bağlı olabilir.
Öykü olay anlatır, hikâye insanı mı?
Bu konuda zaman zaman şöyle bir ayrımla karşılaşılır: Hikâye olay merkezlidir; öykü ise insanın iç dünyasına, duygu ve durumlarına odaklanır.
Bu ayrım, bazı anlatı biçimlerini açıklamak için kullanışlı görünse de öykü ile hikâye arasında kesin bir edebî fark olarak kabul edilmemelidir.
Olay merkezli anlatılar da durum ve iç dünya ağırlıklı anlatılar da hem hikâye hem öykü adıyla anılabilir. Bir metnin olay örgüsüne mi yoksa karakterin ruhsal durumuna mı ağırlık verdiği, türün adından çok yazarın anlatım tercihleriyle ilgilidir.
Öykü ve hikâyeyi iki ayrı tür gibi değerlendirmek, aynı edebî geleneğin farklı anlatım olanaklarını yanlış biçimde birbirinden ayırabilir.
Hikâye, öykü ve anlatı aynı kavramlar mı?
Bu üç sözcük birbirine yakın olsa da her bağlamda aynı anlamı taşımaz.
-
Öykü: Günümüzde özellikle kısa kurmaca düzyazı türünü adlandırmak için kullanılır.
-
Hikâye: Aynı edebî türü karşılayabilir; ayrıca olay anlatısı ve anlatma eylemi gibi daha geniş anlamlarda da kullanılır.
-
Anlatı: Olayların, durumların ya da deneyimlerin belirli bir anlatım düzeni içinde sunulmasını ifade eden daha geniş bir kavramdır.
Dolayısıyla her öykü bir anlatı biçimidir; ancak her anlatı öykü türüne girmez. Bir roman, masal, destan ya da anı da anlatı niteliği taşıyabilir.
Bir metni öykü yapan şey nedir?
Öyküyü yalnızca kısa olmasıyla tanımlamak yeterli değildir. Kısa metinlerin hepsi öykü olmadığı gibi, öykünün edebî niteliği de yalnızca uzunluğuyla belirlenmez.
Öyküde anlatıcı, kişiler, zaman, mekân, olay ya da durum ve dil birlikte çalışır. Yazar, anlatının sınırlı alanında belirli bir etki oluşturmak için ayrıntıları seçer. Bazen bir olayın dönüm noktası, bazen gündelik hayatın küçük bir kesiti, bazen de bir karakterin farkına vardığı şey öykünün merkezine yerleşir.
Bu nedenle öyküyü anlamak için yalnızca “Ne anlatılıyor?” sorusunu değil, “Anlatılan şey nasıl bir biçim kazanıyor?” sorusunu da sormak gerekir.
Öykü mü demeli, hikâye mi?
Bu sorunun tek bir doğru cevabı yoktur. Edebî türden söz ederken iki sözcüğü de kullanabilirsiniz. Önemli olan, metnin bağlamına ve anlatmak istediğiniz düşünceye uygun bir tercih yapmaktır.
Bir yazıda “öykü” sözcüğünü kullanmanız, başka bir yazıda “hikâye” demenize engel değildir. Ancak aynı metin içinde kavramları farklı anlamlarda kullanıyorsanız, okurun bu ayrımı anlayabilmesi için açıklık sağlamanız gerekir.
Öykü ile hikâye arasındaki ilişkiyi anlamak, iki sözcükten birini doğru, diğerini yanlış ilan etmekle ilgili değildir. Dilin tarih içinde değişen kullanımını ve edebiyatın farklı anlatı geleneklerini tanımakla ilgilidir.
Kısacası, öykü ve hikâye günümüz edebiyatında çoğunlukla aynı türü karşılar; aralarındaki fark esas olarak sözcüğün kullanım alanında ve tercihinde ortaya çıkar. Edebiyatı anlamak için sözcüklerin adlandırdığı tür kadar, o türün nasıl bir anlatım dünyası kurduğuna da bakmak gerekir.
