“Gülden Geliyorum”: Varoluşun Bahçesinde Özgürlük, Sorumluluk ve Aşkın Yükü – Sartre’ın Gölgesinde Bir Şiirin Ontolojisi
Giriş: Güncel Şiirde Bir Sesin Arka Planı
2003 yılından bu yana edebiyat dünyasında üretimini sürdüren Erkan Kara, çağdaş Türkçe şiirde gündelik dili imgeyle buluşturan özgün seslerden biri olarak dikkat çeker. Şairin şiirleri, hayattan konuşuyormuş izlenimi veren yalın bir söyleyişle kurulurken, bu yalınlık çoğu zaman derin bir metafizik ve etik arayışın taşıyıcısına dönüşür. Daha önce yayımlanan Hüzzam Peyke, Nar Meseli, Zaman Kesikleri, Bir Aşkın Şiiri ve İn Sana Bak adlı şiir kitaplarıyla şiir serüvenini adım adım genişleten Kara, hem dil ekonomisi hem de imgelerin gündelik deneyimle kurduğu organik bağ sayesinde kendine özgü bir poetik alan oluşturmuştur.
Şairin son kitabı Gülden Geliyorum, bu poetik hattın yeni bir durağı olarak öne çıkar ve 2026 yılında verilen Muammer Hacıoğlu Şiir Ödülü’ne layık görülmesiyle de dikkatleri üzerine çeker. Kitaba adını veren “Gülden Geliyorum” şiiri, Kara’nın gündelik dili metafizik bir sorgulamaya dönüştürme yeteneğini en açık biçimde sergileyen metinlerden biridir. Şiir, bahçe, gül, çocuklar ve yaşlılar gibi sade görünen imgeler üzerinden insanın varoluşsal yönelimlerini, etik sorumluluğunu ve aşkın anlam arayışını tartışmaya açar.
Bu yazıda, söz konusu şiiri özellikle varoluşçu felsefenin temel isimlerinden Jean-Paul Sartre’ın düşüncesi ışığında ele alarak, Erkan Kara’nın poetikasının özgürlük, sorumluluk ve kimlik inşası gibi temalarla nasıl kesiştiğini inceleyeceğiz. Böylece “Gülden Geliyorum” şiirinin yalnızca lirik bir söylem değil, aynı zamanda felsefi bir varoluş önerisi taşıyan bir metin olduğu ortaya konulacaktır.
Erkan Kara’nın “Gülden Geliyorum” şiiri, ilk bakışta pastoral bir iç konuşma, gündelik dilin yalınlığıyla kurulmuş bir içsel tanıklık gibi görünür. Ancak şiirin imge örgüsü derinleştikçe, bu metnin yalnızca bir “bahçe” metaforuna değil, insanın kendi varoluşunu gerçekleştirme çabasına, özgürlüğün yüküne ve etik sorumluluğun ontolojik boyutuna açıldığı görülür. Bu bağlamda şiiri Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu düşüncesiyle okumak, metnin içsel gerilimlerini ve anlam katmanlarını açığa çıkarır. Çünkü Sartre’a göre insan, “önce var olur, sonra kendini tanımlar”; yani varoluş özden önce gelir ve insan, seçimleriyle kendisini gerçekleştirir.
Erkan Kara’nın şiiri tam da bu “kendini gerçekleştirme” sürecini, metaforik bir “bahçe” üzerinden sahneler. Şairin “nerden geliyorsun dediklerinde / gülden geliyorum demeyi seviyorum” dizesi, kimlik sorusuna verilen bilinçli bir cevaptır. Bu cevap, biyografik bir kökene değil, seçilmiş bir varoluş projesine işaret eder. Sartre’ın ifadesiyle insan, “kendisi dışında bir şey değildir; kendini yaptığı şeydir.” Şiirde “gül”, bu seçilmiş özün simgesine dönüşür. Yani şair, doğduğu yerden değil, seçtiği anlam alanından gelmektedir.
Bu noktada şiirdeki “gül” imgesi yalnızca romantik bir sembol değildir; varoluşçu anlamda “proje”nin metaforudur. Sartre’ın düşüncesinde insan, geleceğe doğru yönelen bir projedir; kendisini eylemleriyle gerçekleştirir. Erkan Kara’nın “bugün aşkla yapılan her şeyi / söylemek istiyorum / hakikatli yaşamak için” dizeleri, bu projeyi açıkça dile getirir. “Hakikatli yaşamak” isteği, varoluşçu terminolojide “otantik varoluş” arzusuna karşılık gelir. Otantiklik, bireyin kendi özgürlüğünü kabul ederek yaşamını bilinçli seçimlerle kurmasıdır. Şiirin konuşanı, artık suskun kalmayı reddeder; “aşkla yapılan her şeyi” söylemek ister. Bu, varoluşçu bir uyanıştır.
Şiirin merkezindeki “büyük aşkın çiçeği Lale” ve “bahçedeki gül” karşıtlığı ise varoluşçu bir değerler hiyerarşisi kurar. Burada şair, hazır verilmiş anlamları değil, deneyimle kurulan anlamları tercih eder. Sartre’ın özgürlük anlayışında, insanın değerleri dışarıdan verilmez; birey onları seçer ve eylemleriyle doğrular. Şiirdeki “gülü dinlemeye gidiyorum her gün” dizesi, bu seçilmiş değerin sürekli yeniden kurulmasını simgeler. Çünkü varoluşçu bakışta kimlik statik değil, sürekli yeniden inşa edilen bir süreçtir.
Erkan Kara’nın şiirinde dikkat çeken bir diğer unsur, ölüm bilincidir: “ki bir gün ölmeyi de bileceğim.” Bu ifade, varoluşçuluğun temel temalarından biri olan “sonluluk” ile örtüşür. Sartre’a göre insanın özgürlüğü, aynı zamanda onun kaygısının kaynağıdır; çünkü seçimler geri döndürülemez ve yaşam sonludur. Şairin ölüm bilgisine doğru yürüyüşü, bu ontolojik kaygıyı kabul ediştir. Burada ölüm, nihilist bir son değil, yaşamın anlamını yoğunlaştıran bir bilinçtir.
Şiirde “… çocuklarla yaşlıları yanında bulundur diyor” dizesi, Sartre’ın “başkalarıyla varoluş” fikriyle ilişkilendirilebilir. Sartre’a göre insan yalnızca kendisi için değil, başkalarıyla birlikte var olur; özgürlük, diğerlerinin özgürlüğüyle bağlantılıdır. Çocuklar ve yaşlılar, varoluşun başlangıcını ve sonunu temsil eder. Şair, bu iki uç arasında bir etik bilinç kurar. Bu bilinç, Sartre’ın “sorumluluk” kavramıyla örtüşür: insan yalnızca kendinden değil, tüm insanlıktan sorumludur.
Şiirin ilerleyen bölümlerinde modern insanın eleştirisi belirginleşir:
“zira bu dünya için, insan
çok şeyler kazanmak ve
öte için her şeyi öğrenmek istiyor
oysa, ruhun bilmediği, bu:
hesap kitap işiydi…”
Burada şair, rasyonel hesaplara indirgenmiş bir yaşamı eleştirir. Sartre’ın “kötü niyet” kavramı, bireyin özgürlüğünden kaçmak için kendini rollerin ve toplumsal normların arkasına saklamasını ifade eder. Şiirde “hesap kitap” vurgusu, bu kaçışın metaforudur. İnsan, kendi özgürlüğünü kabul etmek yerine, hayatı hesaplanabilir bir ekonomi gibi yaşamaktadır. Bu durum, varoluşçu anlamda “otantik olmayan” bir varoluştur.
“âh, çok ‘akıl’ olduk çok / boğazımıza kadar âhlar…” dizeleri, modern rasyonalitenin insanı duygusal ve ontolojik köklerinden kopardığını ima eder. Sartre’ın düşüncesinde insan yalnızca akıl varlığı değildir; o, eylemleriyle anlam kuran özgür bir özne olarak tanımlanır. Şairin “”insan”sız her eve dönüşler…” ifadesi, bu kopuşun sonucudur: birey, kendi özgürlüğünü inkâr ettikçe, varoluşsal boşluk artar.
Şiirde tekrar edilen “onun için, çocuklarla yaşlıları / o büyük aşk için / yanında bulundur diyor” bölümü, bir tür etik manifesto gibidir. Bu tekrar, Sartre’ın özgürlüğün etik boyutuna yaptığı vurguyla örtüşür. Sartre’a göre özgürlük yalnızca bireysel değil, aynı zamanda başkalarının özgürlüğünü de içerir. Şairin çocuklar ve yaşlılar aracılığıyla kurduğu ilişki, bu kolektif sorumluluğun şiirsel ifadesidir.
Şiirin sonunda başlangıç dizesinin tekrarlanması, varoluşçu bir döngü yaratır:
“nerden geliyorsun dediklerinde
gülden geliyorum demeyi seviyorum.”
Bu tekrar, kimliğin sürekli yeniden kurulmasıdır. Sartre’ın ifadesiyle insan, her seçiminde kendini yeniden yaratır. Şair, “gülden geliyorum” demeyi seçerek kendi özünü yeniden üretir. Bu, sabit bir kimlik değil, bilinçli bir varoluş eylemidir.
Erkan Kara’nın şiirinde dilin gündelikliği de varoluşçu bir işleve sahiptir. Sartre’ın edebiyat anlayışında yazı, dünyaya müdahale eden bir eylemdir. Şair, süslü metaforlar yerine konuşma diline yakın bir ton kullanarak, varoluşun gündelikliğini vurgular. Böylece şiir, felsefi bir metin olmaktan çok, yaşanan bir deneyim hâline gelir. “Gülden geliyorum” ifadesi, aynı zamanda bir ontolojik köken arayışıdır. Ancak bu köken metafizik değil, seçilmiş bir anlamdır. Sartre’ın “insan özünü kendisi gerçekleştirir” görüşü, bu noktada belirleyicidir. Şair, doğuştan gelen bir öz değil, seçilmiş bir etik duruş önerir. Gül, bu duruşun sembolüdür: aşk, hakikat ve sorumluluk.
Sonuç olarak, Erkan Kara’nın “Gülden Geliyorum” şiiri, pastoral bir imge dünyası içinde varoluşçu bir etik öneri sunar. Şair, kimliğin seçilmiş olduğunu, özgürlüğün sorumlulukla birlikte geldiğini ve insanın kendini eylemleriyle gerçekleştirdiğini hatırlatır. Sartre’ın varoluşçu düşüncesiyle okunduğunda şiir, bireysel bir iç monologdan çıkarak ontolojik bir manifestoya dönüşür.
Bu bağlamda “gülden geliyorum” demek, yalnızca bir metafor değil, bir varoluş kararıdır. İnsan, geldiği yeri seçemez; ama geldiğini söylediği yeri seçebilir. Erkan Kara’nın şiiri, bu seçimin şiirsel ve felsefi gücünü ortaya koyar. Varoluşun bahçesinde gül, yalnızca bir çiçek değil; özgürlüğün, sorumluluğun ve aşkın ortak adıdır.
“Gülden Geliyorum
nerden geliyorsun dediklerinde
gülden geliyorum demeyi seviyorum
hep bahçeyi tanıdıkça bu
düşkünlüğümü söylemek ihtiyacı
duymazdım eskiden
bugün aşkla yapılan her şeyi
söylemek istiyorum
hakikatli yaşamak için
çünkü, büyük aşk’ın çiçeği Laleyi
iyi bilmek gerek diyen
bahçedeki o gülü
dinlemeye gidiyorum her gün
ki bir gün ölmeyi de bileceğim
onun için, çocuklarla yaşlıları
yanında bulundur diyor
cennete gitmek için değil, dedi;
her eve dönüşlerinde, kalbini
temizleyip onarmaları içindi
zira bu dünya için, insan
çok şeyler kazanmak ve
öte için her şeyi öğrenmek istiyor
oysa, ruhun bilmediği, bu:
hesap kitap işiydi, insan bilmiyor
âh, çok “akıl” olduk çok
boğazımıza kadar âhlar… ve
“insan”sız her eve dönüşler artık
onun için, çocuklarla yaşlıları
o büyük aşk için
yanında bulundur diyor
bu yüzden
nerden geliyorsun dediklerinde
gülden geliyorum demeyi seviyorum.” (s.18)
[Dip Not: Erkan Kara, Gülden Geliyorum, Artshop, Birinci Basım, Nisan 2025]

