Modernizm ve postmodernizm çoğu zaman birbirinin devamı gibi düşünülür; aralarında gerçekten bir ilişki vardır. Ancak gerçeklik, özne, anlatı ve anlam konularına yaklaşımları bakımından belirgin farklar taşırlar.
Modernizmin temel kaygısı
Modernist yazar, parçalanmış dünyayı anlamlandırmaya çalışırken yeni biçimler arar. Geleneksel anlatının yetersiz kaldığını düşünür ve insan bilincine, yabancılaşmaya, zamanın kırılmasına yönelir.
Postmodernizmin kuşkusu
Postmodern anlatı ise anlamı yeniden kurma çabasına da şüpheyle yaklaşabilir. Büyük ve kapsayıcı açıklamaların güvenilirliği sorgulanır. Bir metin aynı anda birden fazla yorumun mümkün olduğunu gösterebilir.
Biçimsel fark
Modernist metin parçalı olabilir; fakat bu parçalanmışlığın arkasında çoğu zaman insan deneyimini anlamaya yönelik ciddi bir arayış vardır. Postmodern metin aynı parçalanmışlığı oyun, ironi ve pastiş yoluyla bilinçli bir çoğulluk hâline getirebilir.
Örnek isimler
Joyce, Woolf ve Kafka modernist edebiyatın önemli isimleri arasında anılır. Jorge Luis Borges, Italo Calvino ve Umberto Eco ise postmodern anlatı tartışmalarında sıkça ele alınan yazarlardandır.
Modernizm “dünyayı yeni bir biçimle anlamaya” yönelirken, postmodernizm “anlamın kendisine ne kadar güvenebiliriz?” sorusunu öne çıkarır. Aralarındaki sınır kesin değildir; birçok eser iki yaklaşım arasında geçişler taşır.
