SIR ODASI | HÜSEYİN ŞAHİN

SIR ODASI | HÜSEYİN ŞAHİN, şi̇i̇r başlığı altında ele alınabilecek konuyu anlaşılır, düzenli ve kaynak metindeki temel bilgileri koruyan bir çerçevede sunuyor. Bu yazının amacı, konuya hızlıca bakmak isteyen okura temel bilgileri vermek; ayrıntıları merak eden okura ise konunun arka planını göstermek.

Şiir ve Bağlam

kendinden söz eden derin suların yabancısıydı

soyunmayı öğrenen eteğin rengini

kendi bozkırı gibi sevdi

bütün diyeceğini deyip gittiyse de

bir karış ipeği bile yanlış yorumladığını bildi

tunçtan ayakkabıları vardı o hasta adamı vurduğu gün

yıldönümünü kutlayan açlık grevcileri gibi eriyip gitti

gömleğim hala ipte kuruyor

Öne Çıkan Noktalar

bu yıl da gönlüme kızdım

nasıl tükettiler, evvelimizde

açıp solmuş o güzelim bahçeyi

ne yazdım, ne çoğaldım bu sızıda

günüme yerinmeden akıp gitti kevs suyu

hatıramda diktiğim ilk kefeni giyip

anneme döndüm, çocuğu dahi olmadan

insan ötekiyle eşitler ancak kalbini

toprak bir hata kadar karanlık

çürüğün ve ıslağın ahretliği

otlar kendilerine hayran

konuştuğundan başka

her şey ıssız, her şey kendisiz

öylece odalarda kalıyor hem yas hem saygı

ahvalini sormaya mecal

saklı olandan çıkarmak için kalanı

herkes başkasına emanet ediyor kalbini

kendini kurtarıyor yeniden devlet, hala

kardeşinin elini arıyorken o çocuk

giderek kendimi dinlemeyi öğrendim

suları arayan kırık sesini annemin

ne sokağa çıkıp seslenen bir sevgilim oldu

ne odalara açılan çiçeklerden düşlerim

en uzun gurbetti bütün anneler

dağlara ayan çocuğun dibe çöken sızısında

ben onunla birlikte sınadım kalbimi

kendimi temize çıkarmayı istedim

geceyi gündüzden ayırdığım gün

artık koşma dedim ablama

hayatın son kıyısıdır nasılsa

sewusen'in uğurladığı her çocuk

böyle böyle asılı kaldı gözlerim kuş sürülerinde

her şeyden hızlı tozlandım

ve üşüyen içime defnettim kendimi

ben artık kıraç güllerden özür diliyorum

bütün sözcüklerimi dikiyorum birbirine

vasiyetiydi annemin

kalbim iyi gelmiyorsun artık

bütün ömürlerin kışı var ağzımda

oysa ne kadar geniş, ne kadar sesti çocukluğum

kardeşime ödünç verdiğim kimsesizlik değildi

yatağını arayan ırmaktım

sesime karışan her sesin kokusunu aradım

kimse bilmez, o gün bugündür

karanlıkta akan bir suyu karıştırdığımı kanıma

munzur hep yalnız akar,

yalnızdır komşuda büyüyen çiçek

bir incinmeyle alıp geldim ya başımı

bir gün sesinle sevinirim

oysa benim de aşka benzeyen hallerim var

taş olan, gün sayan yanlarım

ki ,yağmurlar kadar berhüdar

bu yüzden rüzgarı Leyla'ya benzetirim hep

bu yüzden kendime yakışırım soğuk odalar kadar

bu eksik dünyada bildiğim her şey daraldı

gövdemdeki telaşı da alıp annemin tenhalığına çekildim

ellerimin üstünde tanımsız bir acı, sonra

yaşamaktan başka bir yol olmadığına inanmam için

ellerime su serptin

fırat sandım

nereye gittiysem bir içli türküydü içimde yüzün

bu yüzden neşet ertaş'ı çok sevdim,unutur muyum

gökte uçan kuşun ayrılık olduğunu

bir ah eskisi bırakıp gittin ezberimde

kandillere gölge olmadın ya

yaşını unuttuğun yeri başlangıç say

nasılsa ölürüz, suyun rengini yitirip

bülbülün güle küstüğü gün

yaşadığım bir dün daha olur mu, bilmiyorum

kayıp bir düşüm tut ki

yüreğine sar kalmasa da,

barınacağımız yeri dünyanın

hiçbir şeyken öğrendim, bir ömrün arşıymış acı

sevmek gerekirmiş

ele geçirip her kıpırtının geçmişini

dalgın suların aklımıza kurduğu yokluğu

yanıtlamaya çalışıyorum her eşikte

iyimser bir yangındı belki bedenimde yatan güneş

anlatmak istediğim bütün uzaklıklar iyimserdi

pencereme yanlışlıkla konan serçeler

ankara radyosunda kan çağrısı yapan yaşlı kıza

uzaktan sevgili olmak

yalnız gelip,yalnız çıktığımız şehirden incinmekti

sen yine de korkuları değil 'benim derimi giy' diyen

kardeşim ayhan'ın yazdığı bütün şiirleri

buket'e adaması iyimserdi

dünya denen hayalin kenarında

bu bir sınır, yürümeyi unutan insanların

ev kurduğu kuytuyum aslında

bütün büyüttüklerimi geçiyorum işte mezarların içinden

suların altında kalıyor odam

fazla yağmur, fazla hiçlik, derin karanlık

ateş böcekleri biriktirseydim keşke içimde

bana ilk gün nasıl baktıysan öyledir ömrüm

ah bir yel olsaydım eğer, bir yel olsaydım

bu kırgın duruşunu çıkarırdım

eriyen çocukların gövdesinden

anlaya anlaya kül olan evlerin iyiliğini

kokladıkça toprağa tutunur gül

derken, bir kıyamet ilkesi

'pişman değilim'.

HÜSEYİN ŞAHİN

1961’de Malatya doğuölu. Damar Kültür Sanat Dergisinin yazı kurulunda bir süre çalıştı. 1993-1998 yılları arasında Edebiyatçılar Derneği Yönetim Kurulu’nda görev aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir. Şiirleri C.Kitap 84, Damar, Edebiyat-Eleştiri, Evrensel Kültür, İnsancıl, Şiir Oku, Hişt, İzlek, Yazıt, Ayrım, Karşı, Özgür Gündem Kitap Eki, Kırk Merdiven, Prometheus, Kıyı, Kuzeysu, Yaba, Şiir Okulu, Mavi Kıyı, Kavram, Kaos, Uğraş, Kaktüs, Eflatun, Ütopiya gibi yazın-sanat dergilerinde ve gazetelerde yayımlandı. Bazı şiirleri İngilizce, Hollandaca, Almanca, Fransızca ve Kırmançcaya çevrildi.

Yazınsal yaşamını 2002 yılından bu yana Amsterdam’da sürdüren Hüseyin Şahin, Ütopiya Sanat-Edebiyat Vakfı Edebiyat Atölyesi ve E Ütopiya dergisi editöryasında yer almaktadır.

Şiir Kitapları:

Mavi Bir Leke, 1991

Kendi Yüreğine Yaslan, 1994

Suda Bir Kalem, 1996

Sık Sorulan Sorular

SIR ODASI | HÜSEYİN ŞAHİN neden önemlidir?

Bu sorunun yanıtı, konunun tarihsel, kültürel veya edebî bağlamıyla birlikte değerlendirilmesinde aranmalıdır. Yazıdaki bilgiler, konuyu tek bir açıdan değil, bağlantılarıyla birlikte düşünmeye yardımcı olur.

SIR ODASI | HÜSEYİN ŞAHİN hakkında nelere dikkat edilmeli?

Bilgiler değerlendirilirken metnin bağlamı, kullanılan kaynakların niteliği ve güncelliği dikkate alınmalıdır. Özellikle tarih, sanat ve kültür konularında farklı kaynakların karşılaştırılması daha sağlıklı bir değerlendirme sağlar.

Sonuç

SIR ODASI | HÜSEYİN ŞAHİN üzerine düşünmek, yalnızca başlıktaki soruya yanıt aramakla sınırlı değildir. Konunun ilişkili olduğu tarih, kültür, sanat, edebiyat veya günlük yaşam bağlamını görmek, okurun daha bütünlüklü bir değerlendirme yapmasını sağlar.