Nanoist Şiir Manifestosu ve Nanoizm
Nano ya da nanno kelimesinin etimolojik anlamı Latince nannus kelimesine dayanmaktadır. Nano kelimesi Yunanca’da nannos kelimesiyle telaffuz edilmiş olup ‘birkaç […]
Nano ya da nanno kelimesinin etimolojik anlamı Latince nannus kelimesine dayanmaktadır. Nano kelimesi Yunanca’da nannos kelimesiyle telaffuz edilmiş olup ‘birkaç […]
gece saat bir otuz
terasa çıktım gülleri kesip budadım
birini kızıma verdim birini annesine
birini -kesmediğim- kendime
kendime ve hayallerime verdim
Bartın 9. Ulusal Şiir Günleri etkinlikleri bu yıl 29 Nisan 2023 tarihinde yapılacak. Saat 19.00’da başlayacak etkinliğin söyleşi bölümünün konuğu,
Seni ben unutsam balkondaki fesleğenler unutmaz
Takılır camlara özlediğin o yaz resimleriSüs havuzlarına bakılır sular fesleğen olur
Dallara tutunursun yollar gülümser ev sevinir
Haydi çocuk olalım bu gece,
Ama özgür çocuklar olalım.
Parklarda oynayıp,
Sokaklarda koşturalım.
Yüreğim kor ateş,
Gözlerim hep buğulu,
İçimde volkanlar patlıyor,
Nefesim daralıyor,
çek bırak kolu gibi tüfeğinin
bir saç telin eksikti
bir bulut eksikti
Sevdiceğim, övdüceğim, en ince dalımsın benim,
Aşkın yediveren gülü, karasevdalımsın benim.
Ardım sıra götürdüğüm, sürgünlerde büyüttüğüm
Özlem kuşum çığlık çığlık, suskun zerdalimsin benim.
sandalyeleri kendimden sakladım
nasılmış Simit Dünyası
bir aslana yanlış yol tarifi verdim
nasılmış navi
Neşeyi Gediz’in sularından aldım
Hüznü eski sevdalardan
Bırak miladı, yeni başlangıçları falan
Gençliğim, sen lazımsın bana
yoruldum içimdeki çocuğun sesini dinlemekten
bedenim pişmanlıkların yuvası
kalbi durmuş olmalı yavru kaplumbağanın
kabuğundan kurtulmaya ikna ettiğim
Bugün de aynı dün gibi Yine bir Konak gecesi Bana masallar okuyor, Tepemdeki saat kulesi. Güvercinler şarkımızı söylüyor yine Sessiz
Bir yazgı gibi sürdürdük
Askıda tedirgin yaşamayı
Ve sonunda kucakladık ölümü
Acının külrengine katarak dolunayı.
Bedenimi yumrular kaplamıştı, Bu sabah yatağımdan kalktığımda Bir ebe geldi başucuma Yaşlı mı yaşlı yaşam adında Doğurttu içimde saklı gerçekleri
Sevdanın böylesi, yakıyor bedenimi. Gözlerim görmüyor, kalbim durmuyor. Sen, İçime attığım korkularım. Kabuslarımın eşiğisin. Yol bulur da çıkar diye. Her
Maviydin sen ey çocuk! Okyanustun, buluttun. Bereketli yağmurdun. Titrerken küçük ellerin, Masum bir uykuydun. Sonra sen kızardın. Büyüdün, sevdin Aşkla
bir yabancı var bazen koşulsuz acıyorum her kelimesi kimin hakkında? kimin aklında? dünyanın döndüğünü hissedebiliyorum, belki çekiyorsun çekiniyorsun çünkü nem
Örselenmiş bir yürekle Çıkıyorum günbatımı Acının gökdelenine. Ölülerimiz çoğalıyor yine Sokaklar kan revan Canhıraş kuşlar konuyor hüznümüzün antenine. Yol alırken
Ey! Peneus’un güzel kızı Altın uçlu okun yüreğimde yarattığı sızı Ey! Güzel gözlü Daphne Sürekli kaçıyorsun da niye? Senin yüreğindeki
Sevgili Seval Arslan şiire gönül vermiş bir edebiyat emekçisi olarak, yaşam yolculuğunda yazıları,şiirleri ile okurlarına en içten sesi ile seslenmekte…Şiir
Ölüm nerede olsa bulur seni Çalışırken, yolda yürürken, uyurken Şarkı söylerken sahnede Ya da Hamlet’i oynarken. Belki şiir yazarken yakalar
kimliğimi elimden aldı geçirdiğim hastalıklar: evin bacasını yaparken kullandığım yirmi sekiz alaturka kiremit engel değil buna çıngırak, tokmak engel değil
‘’ Ölü yaşayanlar yaşayan ölüleri çekemezler.’’ Ö.Asaf Sayın DOĞAN HIZLAN’ın hazırladığı bu kitabın ‘’Bir kelimeye bin anlam ‘’bölümünde ‘’Eğer şiir
Bir gün açıp okursun yarım kalan mektupları Beş vakit duadan biriken sevap gibi tutarsın elinde Masada tek bir tabak alışırsın
“İnanmadıklarını yazan yazardan aşağı insan yoktur. Vardır.. İnandıklarını yazmayan.” ÖZDEMİR ASAF YUVARLAĞIN KÖŞELERİ Aşka gönül ile düşersen yanarsın. Zeka ile
“Ablam gidecek mi?” diye sordu çocuk, bir el Ağacı -çiçeklenmiş- gösterdi, zoraki gülümser “Şu akasya yapraklarını dökerse…” dedi biri Ondan
hekim gelsin yol ortasında vuruluyorum kısa bir öksürükle: çatal çorba kasketim vardı kemikten kaldırıma düştü, kırılıyorum denizde kum kalmadı, balıkta
bulutların taşıdığı sorularla ıslandı yanıtları yarım kalan korkunun ördüğü duvarlarla kaplı odada aydınlığın çok uzağındaki hayat dünya nerde saklı? uzaklardan
göğüsledim dünyanın bin bir fırtınasını yedeğimde taşırım sabrın filikasını ne kışlar biriktirdim / ne baharlar harcadım dörtnala koşuyorum ömrümün ardasını
I Burada dur Menad, burada, hayat’ın tam orta yerinde… Görüyor musun izleri Menad, evimizin üstünde mavi tabut kayıklar ve ölümlü
başlangıçtaki büyük hatanın az ilerisindeyim, ateşin çamura itirazının başladığı yerde hayattayım az çok dedikten sonra kendimden taştım yadsımasam diye bunu
Koşarak geçiyorum
Soluksuz
Kızıl bir kısrak gibi
Ve dilde nehir
Kavuşuyor
Gece boyuyor koyultuyor bir tutam akşamla kendine benzetiyor her şeyi Susturuyor taşı toprağı yaprağın diline öykünüyor yeşillendiriyor damları bacaları Bizse
yağmur damlasında kırılmış kırıntılara bölmüş yüreğini susuz bir kuyu başında kalmıştı örücüye yama satılmaz dedim vurdum demirlediğim limanlara kendimi kapı
keats-shelley’ye. ı. orada bekledim, gözlerinde büyüttüğün gecede yanımdan geçip gittin kentin acısı söküldü içimden, çingene kederi dolaştı merdivenlerinde karanfil bıraktı
Nerede bir kaynak suyu görsem Pırıl pırıl çağlayıp akan Çığlığımın yankısına yaslanır Seni düşünürüm Çocuklar gelir aklıma, ceylanlar Gözlerini dikip
-Can Yücel’e- Bir elimde günebakan öteki boş yürürken bu sılada bir tahterevalli iki salıncak üç dönme dolap dört kaydırak derken
kendimi temize çıkarmayı istedim
geceyi gündüzden ayırdığım gün
artık koşma dedim ablama
hayatın son kıyısıdır nasılsa
büyü bitti, suyu dolaştıran kayık
ince kabuğuna çekildi gövdesinin
taş düşmeyi bıraktı, meyva ağacında soldu
kadın olamadan yaşlandı sevgilimiz
Bu sabah, Şehriyar’ı düşünürken Elli yaşımın eşiğinde hatırlamak şimdi yeniden yeniden yeniden isterim her şeyi hatırlamak yalnızlığı, tenha giden günleri
An/larım anılarım sökünür
bir bir sıralanır önüme
sır çıkmayan dizelerde
hüznümün gerekçesi.
ve büyüttüğünüz çocuklar
bütün bunları bir yalnızlık için mi
biriktirdiniz
ne çok yalnızlığınız var
hayat hangi klinikte tanrıçaydı unuttum şimdi
bir gece sarhoşken pegasos’a gebe bıraktığım
daha ne olur bilinmez
hadsizliğimi bağışla
hatalı mı ürettin
eza mıdır dersimiz.
Ne olmuş daldıysam deniz kokan aynaya
Çekip acımı içime nerede her yer bugün
Aşka kendinde başka yolcu olana
Sahip olmak değil sevgi sen Freud’a bakma
yavaş bir gelişmenin sabahı
bir bavul bir kilim bir palmiye
hangisiyle dokundun akşama
bir anlama doğru
Ölüm varsa anlamsızdır çelişki, demiştim
çünkü ne yolumuz belliydi ne yordamımız
Birlikte girsek korunaklı o kırlangıç yuvasına
dışarıda kalırdı leylek boyumuz. Kısa uzun
Kırların yeni gözdesi
Söz oyunuyla anı kurtarma çabası
Yaz günlerinden kalma bu iyi söz
Çapraz koşularla ıslanmış.
Dünya bir karanlık orman
Derinden bir silah sesi
Avcıydım ceylan öldüm
-Benim yaşım kaç şimdi?
Eski bir duldaya sığınan uçurum
Uzaklardan duyulan nal sesleri
İbrişim yeleli atıyla gelen
Uzatmalı dağ köylüsü.
Nedense ağlamaklı olur yapraklar>
Oturup odalarda>
Aramızda samanyolu>
Kaç ışık yılı susarım>
Engin Turgut 1957 İstanbul doğumludur. Üsküdar Akşam Lisesi’nden mezun olan Turgut, Tezgâhtarlık, gümrük komisyonculuğu gibi değişik işlerde çalıştı. Bir süre
Matem bulaştı güz denizine sulara alev saçtı sarı buhranlar giz bozuldu depreşti bu yangın. eski bir meşale ile yakılıyor beyazlattıkça
Ben garip bir mecnun iken
Senin leylam olmadığını gördüm
Sen bir gül ve ben bir diken
Kanayan kalbimin acısını gördüm
Alımlı, süslü, bol kırıtkan
Geldi kollarından aldı
Çekti ellerini yüreğinden
Sevdiceğin sandığın kişiyi
Hadi bakalım uzman sorusu
Aldatılan Kadın Ne Yapmalı?
yan ibrahim yannnn
kocaman bir yangın senin olsun,
gel çök aramıza küçük osman,
senin de ayak uçların tutuşsun.
bir düş ki çift kağıda sarılır, bir düş ki
akşam ki hışırtısıdır yalnızlığımın
kara dallarıyla iner acının ağaçlarından
kanadığım yere yatağını seren derecik
topla içimdeki şırıltıyı akışını al git
işte akşam ve işte çapakçur
ve çapakçur’da akşam
bir divanıharp gibi kurulur
ağır giden bulut müfrezeleri
hem bulanık hem firari
seni şarkı söyleyerek sevmeli
dünyanın en güzel aşk şarkılarını
kulağına fısıldayarak
kollarımdayken.
ey tabip
böyle mi tasarlıydı
böyle mi oldu
ne kadar dayanır ki bu yürek
dinmeyen acıya
bilmiyordun henüz terk edilişleri
terk etmeyi bilmiyordun
sardıkça etrafını sorunlar
fersah fersah kaçma isteklerini uzaklara
Öyle çabuk tükendi ki yıllar
Zoraki kanıksadım bu şehri
Sarsa da çepeçevre böğürtlen dikenleri
Artık alıştım, acıtmıyorlar.
Şiir bu mudur okurken kendin mi okuyan mı hoşlanacak anlayacak
Satır birer aldatmacamı cümlelerde okuyan okuyunca anlamayacak
Elbette yazan yazdırana mutlaka soracak sorduracak anlatacak
Hayat acımasız tabiî ki olacakları yaşanmışlıkları katıksız aktaracak
Şişesi yoksa dönüp kıvıran köşesi
Cant, eksoz, sata sata tükenmedik
Demir tenekeli fors, yok bilmem ne
Kör müyüz? Hamamı tası eski mi yeni mi ?
Uğurlanmadan, Ilık bir sesin elvedasını duymadan yolculuk yapmaktır, Ve karşılanmayacağını bilmektir, yalnızlık… Kadın cindir, Baktığında şişededir, Şişeden baktığında herkes içindedir.