“Sosyal Bilimlerde Sınıf Mücadelesi”
17 Ocak Cumartesi günü KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde gerçekleştirilen ve konuşmacı olarak Prof. Dr. Mehmet Devrim Topses’in konuk olduğu “Sosyal Bilimlerde […]
17 Ocak Cumartesi günü KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde gerçekleştirilen ve konuşmacı olarak Prof. Dr. Mehmet Devrim Topses’in konuk olduğu “Sosyal Bilimlerde […]
Şahbender Korkmaz’ın dizeleri, Divriği tepelerinin ardıç, meşe ve yaban elmalarının şiirini, Çaltı Çayı’nın türkülerini kente taşıyan bir rüzgâr gibi. Hem
Mezuniyet anıları, bireyin tüm yaşamında canlı kalır. Çünkü mezuniyet töreni yalnızca bir tören değil; aynı zamanda hayatta yeni bir sayfa
Yanıtı kolay ve sade aslında. Okuruna göre değişen yanıtlara sahip üç soru… Eskiden edebiyat dergilerinin pek önemsemediği, şimdinin dijital yayın
Okurun belleğinde izler bırakan dizelere sahip şiirler zaten fark edilir. “Şiir katına ulaşmış şiir” yazmak yerine, şiir ansiklopedilerinde kendine yer bulma arayışına girmek genç yazarlar için büyük tehlike
Doğal işleyişinde kendine bir gerçeklik arayan bir alışkanlıktır kahve falı. Sosyal bir ortam, bir oyun, bir eğlencedir. Kahve Falı bir
Argo dilin caz müziğidir. Ekonomik açıdan en alttaki ezilen sınıfların dilidir. Bilen bilir ezilen sınıfların en büyük zenginliği dayanışmadır. Argo,
Sanatın işlevinin ne olduğu üzerine pek çok tez bulunmaktadır. Genelleme ve indirgemelerin ötesinde günümüzde kanımca bunlardan en önemlisi, onun modern
Yazınsal Türler Arasında Edebiyatın her türü herkese aynı ölçüde çekici gelmez. Bazıları şiirden bazıları öykü veya romandan bazıları da denemeden
Sömürü düzeni içinde şairler her açıdan süreğen olarak ajite edilirler. Bu yüzden onlarda ekonomik ve toplumsal koşulların reddini dile getiren
Kibatek tarafından düzenlenen Cumartesi Söyleşileri’nin bu haftaki konuğu Cem Savran. 1 Nisan 2023 Cumartesi günü düzenlenecek olan Şiir ile Roman Arasında
Şair, şiirini yayımladığı anda onu taşıyan kâğıttan tekneyi dereye bırakmış demektir. Fırtınaları atlatabilirse o tekne atlatacaktır. Engin edebiyat denizlerine ulaşabilirse o ulaşacak, şairinin adını da kendisiyle birlikte taşıyabilirse o oraya taşıyacaktır.
Şairlerin çoğunun ortalama bir birey kadar zekâya, iletişim becerisine, duyarlığa ve ortalama bir okur niteliğine sahip olduğunu varsaymamız için pek
Geçenlerde şair bir dostumla telefonda vedalaşırken beni Urla’daki evinde ağırlamak ve bilmem kaç bin kitaplık kütüphanesini gezdirmek istediğini söyledi. Kütüphaneler
Haydar Ünal, Ankara’da yaşayan şairlerden. Edebiyatçılar Derneği’nin kurucu üyesi ve uzun bir süre Damar Edebiyat dergisi yazı işleri müdürlüğü ve
Aykırı Bir Kalem: Jose Saramago Aydoğan Yavaşlı Portekizli yazar J. Saramago, bundan 10 yıl önce, 18 Haziran 2010 yılında aramızda
Hiç unutmam, 1993’ün ilkbaharında bir gün, Remzi İnanç’ın Bayındır Sokak’taki Toplum Kitabevinde sohbet ederken ağır adımlarla Cahit Külebi girdi. Biraz
Hangi hoca demişti şimdi unuttum ama güzel bir sözdü: “ İnsan geçmişiyle derdi olan bir varlıktır.” Balkonda oturmuş denize(koya) bakarken
Geçenlerde twitter’da da yazdım: İnsanlar nedense instagramda çok mutlu, çok huzurlu: yiyorlar, içiyorlar, geziyorlar, mübarek hepsi birer sevgi pıtırcığı… Doğum
Eminim sizin de dikkatinizi çekmiştir: İnstagramdaki fotoğraflara baktığınızda -tüh tüh tüh, nazar değmesin!- herkes mutlu. Yaz gezmelerinden, birlikte yenilen akşam
Şu arı kovanına çomağı bir daha sokalım. Varsın bizi kötü bilsinler. Entelektüel mekânlarda çokbilmiş tavırlarla “Efendim, bizde eleştiri yok, keşke
Evet evet, hastalık bu. Belki yatarak tedavi görmesi gereken bir hastalık. Çok derin bir ezikliğin, itilip kakılmışlığın, görmezden gelinmişliğin, yoksanmış
Edebiyat, yazıp çizmek böyle bir şey, kimsenin umurunda değil, ya da pek az kişinin… Sözgelimi, bugün hiç gazete çıkmasa, kitap
Aydoğan Yavaşlı, imgelem’daki (7 Temmuz) “Hazır Bayramlık Ağzımı Açmışken “ yazısında, geçmişte düzeltmen olarak çalıştığı yayınevine, kitap basımı için gelen
Bazı insanlar neden sevmez yağmuru? Niçin korkarlar gök gürültüsünden? Niye kaçarlar damlalardan? Çocukluğumuzdan beri bize hep masallar anlatıldı. Canavarlar hep
Bizde eskiden bu kadar değildi. Bugünse çocuk edebiyatı türünde yazıp çizenlerin sayısı diğer türlerde eser verenlerden çok çok fazla. Özellikle
Bundan 20-21 yıl kadar önce bir yayınevi-matbaada aşağı yukarı iki yıla yakın çalıştım. Dizgi de yaptım, sayfa düzeni de, harman
Boyna onu düşünürdüm” diye devam eder Külebi. Şu sıra içimden sürekli bu iki dizeyi mırıldanıp duruyorum. Sanki ben yazmışım gibi.
Geçtiğimiz hafta torun Ege İstanbul’dan gelince evde şenlik vardı. Hele sabahın yedisinde yatağa gelip” yola düşelim” deyip elimden tutup yürüyüşe çıkarması
Doğrusunu isterseniz ben de bilmiyorum. Ben ekonomist değilim. Ama bu, benim de çarşıya pazara çıkmıyorum anlamına gelmez. Halkın çoğunluğu gibi
“En üstün iyi üstünde anlaşamayan bütün felsefede anlaşamıyor demektir.” (Çiçero) “Başarısızlıktan zarar görmeyen bir değer hiçbir şeyin lekeleyemediği bir şerefle
Valla elimden gelen de budur: Okumak ve yazmak… Dino Buzzati’nin Büyük Portre Büyük Sır’rını bitirir bitirmez genç bir kadın yazarın,
Yakından tanıyanlar bilirler: Görünüş itibarıyla sıradan biriyimdir. Başka bazı “sanatçı” ‘dost’larımız gibi boynunda şalı-atkısı olan, sakallı, aykırı giyimli biri değilim.
EdebiA.com ziyaretçi sayısı açsından hedefini tutturamadı. Doğrudan ansiklopedik bilgiler ve köklü yorum siteleri hariç, edebiyat, kültür sanat siteleri ziyaretçi açısından
Lafın gerisi “Yalan dünya senden bezdim” diye geliyor ya, bir yanım bezmediğimi, tersine, daha bir azim ve umutla sarılmamı telkin
Bir süre önce Gökyüzünü Kaybeden Şehir adlı kitabımın imza ve söyleşi günü için gittiğim bir ortaokulda öğrencilerin daha çok merak
Tutkuyla sevmek! Neyi ya da neleri tutkuyla sevmek? Tanrı’yı… Vatanı… Ana-babayı… Karşı cinsi… Evladı tutkuyla sevmek… Kulağa ne kadar da
Sombahar’ın sayısı gittikçe azalan okurları az sonra değineceğim “sorun”lar için “Yine aynı mesele!” deyip bıkkınlık lafları edeceklerdir ama gelin görün
Bana ve benim gibilere böyle bir kader mi yazılmış, diyeceğim; diyemiyorum. Ama uhrevi söylemden kurtararak söyleyecek olursam, evet, derim. Ben
Yayın yaşamını İzmir’de sürdüren İz Gazetesi, bünyesinde Biz Yayıncılık’ı da barındıran birimiyle birkaç güzel kitabın yayımını sağladı. Bunu yaparken bir
imgelem’ın sadık okurları gerisini getirmiştir bile: “Öğrenemedin gitti.” Öyledir: Birçok aşk, ya da dostluk gerisini getiremeyenler yüzünden biter gider. Hele
Dönemeç’in Kemeraltı’ndaki bürosuna uğradığına hiç tanık olmadım. 2. Beyler sokağındaki Bodrum Meyhanesi’ne de… Oysa Bodrum Meyhanesi’ne İzmir’de yaşayan hemen bütün
Cihan Demirci, ömrünü mizah sanatına harcamış usta bir çizer olmanın yanı sıra dilimizi doğru kullanan, sokak diline yüz vermeyen ender
Herkesin malumu ama laf lafı açmışken hadi bir daha dokundurayım, dedim. Efendim, konu şu: Yazıp çizmek pek tabii bireysel bir
90’lı yılların ortalarında bir süre Yeni Asır gazetesinde yazılarım çıktı. Yazılarım genellikle kent, kent kültürü ve edebiyat üzerineydi. O zaman
Üzerinden kaç yıl geçti, hatırlamıyorum, zaten belleğimi de böyle entipüften şeyler için zorlamak da istemiyorum. Neyse… Sıcak bir yaz günü
“Her şeyi yazmaya çalışıyorum. Yazdıklarım, ne yazıktır ki, hafızasını kaybetmiş -veya kaybettirilmiş- insanlara hiçbir şey ifade etmeyecek. Mâzisi silinmiş ve
Macera 27 Haziran 2019’da başlamış. Şu sıralar adı parlatılmaya çalışılan bir hikâyecinin yazdığı bir çocuk kitabındaki kimi yanlışları gösteren öylesine
Cihan Demirci tanınmış bir mizah yazarıdır ama ona sorarsanız sizi şöyle yanıtlayacaktır: “Yaşımdan genç göstersem ne yazar / Gözlerimin yaşı
Evet öyle, başlayan her şey biter. Ancak başlamayan şeyler bitmez. Bitmeyen şeyler başlamamıştır. “Her şey”den kasıt bellidir: Hayat, keder, tasa,
Bu memleketin kendini solcu, aydın, ilerici, demokrat vs sayanlarının bir kısmı şu saydığım sıfatların tam tersinde yer almaktadır. Bunun böyle
Hayır hayır, bu yazımda size Paul Auster’un Can Yayınları arasında çıkan Yazı Odasında Yolculuklar adlı kitabından uzun uzun söz edecek
Bazıları anlatmayı çok seviyor. Maazallah, halini hatırını soracak olun, o bütün hayatını anlatıyor. Lafı oradan çekiyor, buradan atlatıyor, hoplatıyor, zıplatıyor,
Eh artık sonbahar… İzmir’ den, Ankara’ dan, Manisa’ dan gelen yazlıkçı komşular döndüler. Çocuklar okula gidecek, iş güç… Kalanlar ise daha az.
Geçen hafta ( 7Kasım) Aydoğan Yavaşlı’ nın imgelem’ deki yazısını okuyunca içimden, ‘ Hoca gene kızmış’ cümlesi dökülüverdi. Orada denildiği
Aslında biz karşımızdakini severken kendimizi severiz. Karşımızdaki “biz”i severiz. Ona âşık olan, onun için olmadık şeyleri göze alan “biz”i… Ben
Bilirim ben ayrılıkları. Ayrılıkların ustasıyım. İlkgençlik yıllarımın beş yılını yutan o adadan ayrılırken -çok ısrar ettiler, çok!- geriye kesinlikle bakmadım.
İzmir’de yaşayan üdeba ve şuara onun kim olduğunu bilir: Şiirlerini dikey yazan adam, derdik ona, ah bir de yatırsa, filan…
Tanrım, bana şiirimi yazdır. Ben bazı şiirlerde çok zorlanırım, kitapları yazarken çok zorlanırım. O zaman derim ki: “Allahlım ya şu
Güzel değildi aslında. Ama güzeldi. Bana güzeldi. Güzelliğine uygun değildi. Ama bana uygundu. Bana huzur veriyordu. Hatta huzurun bizzat kendisiydi.
Gelişmiş demokrasileri besleyen kanallar sayılırken; partiler, basın, yargı gibi birçok faktörün yanına sivil toplum örgütlerini de eklemeden edemiyoruz. Çünkü gerçek
Bir yazar olarak anılmaktan çok “okur” olarak anılmayı tercih ettiğimi birçok yerde yazdığımı veya söylediğimi hatırlıyorum. Ufuk açan kitapları okumaktan
Bu zamana değin özellikle çocuk kitaplarımla ilgili olarak bulunduğum imza ve söyleşi günlerinin sayısı 1500’ü geçmiştir; buna eminim. Bu sayının
Nedret Gürcan ismini duydunuz mu? Ben, Tarık Dursun’ u anlatırken Nedret Gürcan’ ın da içinde olduğu ‘ Kopuk Takımı’ ından
Bu yazıya nereden başlayacağıma ilk kez karar vermekte zorlandım. Marifet değil ama dostlarım da bilir ki kolay yazarım, çünkü yazacaklarımı
Nedret Gürcan, Benim Sevgili Taşram kitabında 1996 Ankara Tüyap’ ta Edebiyatçılar Derneği standında imza gününe katıldığında tek bir okuyucunun bile
Not: Bu anma yazısı 22.07.21’de Cumhuriyet Gazetesine gönderildi, ancak yayımlanmadı. 50 Kuşağı hikâyecilerinden Tarık Dursun K. aramızdan ayrılalı 6 yıl
Kendimi bildim bileli dostluk denen kavramın sıcak ikliminde yaşadım hep. Can arkadaşlarım oldu, onlar için ölümüne mücadele etmedim ama iyi
Kardeş bir edebiyat sitesinde, Parşömen’de gördüm. Selim İleri ile Kemal Tahir’in yaptığı bir söyleşiden (Yoldaşım Kırk Yıl, sf 76-68) bahisle
Aslında bu konuda yazmak istemezdim ama Cumhuriyet gazetesinin Kitap Eki’ni bir süre yönettikten sonra aniden ayrılan Turgay Fişekçi’nin bir edebiyat
edebiA okuyucuları anımsayacaktır: Hani bir keresinde Ahmet Rasim’in kısa ya da uzun yazma konusundaki telif talebinden söz etmiştim. Ne demişti
İçe açılan kapılar. Dışa açılan kapılar. İçe açılan kapılar şiir, müzik, resim, heykel, mimari… arkadaşlık, dostluk, paylaşım… Dışa açılanlar çıkar,
Aslında ben ressam olmayı düşünüyordum. Babam, makine ressamı olmalısın, diyordu. O demeye devam etsin, ortaokuldaki Türkçe öğretmenimin etkisinde kalarak yazmaya
Tamı tamına yirmi yıl oluyor. Hayatımın en karmaşık zamanlarıydı. Para pul işleri, geçim derdi vesaire derken denk geldi, Etki Matbaası
Birçok kez hayat dediğimiz bu maratonu anlamakta zorlanan bir tek ben miyim, diye düşündüğüm oluyor. Etrafımdaki insanlar başlarını kaldırmadan günlük
Sombahar’da ilk yazım 27 Haziran 2019 yılında yayımlanmış. Bir çocuk kitabını tanıtıp ucundan eleştirmişim. O tarihten beri hiç aksatmadan her
Hepimizin çocukluk kahramanı vardır. Bizler genellikle çizgi filmlerden etkilenirdik. Süpermen, Batman, Örümcek Adam… Ben en çok He-Man’i severdim. Adam isimli
Sürü geriye dönünce it başta kalırmış. Vaktiyle çalıştığım bir yerlerin birinde duymuştum. Neresidir, diye sormayın, hatırlayamam, zaten önemli olan da
Nedenini bilmiyorum ama çocukken okuduğum kitapları yazarlarına imzalatmaya çekinirdim. Bizim okulumuz İzmir’in Konak ilçesine bağlı unutulmuş bir semt olan Gültepe’deydi.
Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) birinci basamak hekimleri için yıllardır düzenli olarak çıkardığı bir dergi var. Adı, Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi.
Bazen kendimizi çok önemsediğimizi, yazıp çizdiklerimizin kalitesine gereğinden fazla inandığımızı filan düşünüyorum. Özellikle dünya çapında ün yapmış, büyüklüğünü hemen herkesin
* Neresinden bakarsanız bakın 30 yıl geçmiştir. Gürültülü patırtılı bir kültür merkezinin kafesinde oturmuş, çevremde bir o yana bir bu
İnternette, bir edebiyat sitesinde gördüm sanırsam: “Yazarın Odası” başlıklı bir söyleşi dizisi. Site adına soran, yazarın nasıl bir ortamda yazıp
Bizdekilerin fuar olmaktan çok birer panayır, hatta pazaryeri gibi bir şey olduklarını daha önce da burada ya da başka bir
Farkındasınızdır: Özellikle çocuk edebiyatı türünde yazıp çizen -abartısız söylüyorum!- yüzlerce -ve özellikle- “kadın yazar” var. Kadın yazar bolluğuna oldum olası
“Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada âşık oldum, Eve
Ulusal kültür ve sanatın yabancısı, dahası düşmanı olmak… Kerametleri kendilerinden menkul bazı yazarlar tarafından çocuklarımıza okuması için önerilen kitaplar dikkatinizi
“Sosyal medya”da hemen herkes beğeniyor birbirini. Yeter ki dostu, tanıdığı, akrabası filan olsun, anında basıyor “like”a. Özellikle facebook ile instagramda…
Mart- Nisan aylarından itibaren güneş bize daha dostça bakar; o karşıdaki fundalıkların arasından başını uzatır, koyun üstünden Özbek/ Eğri limana’
Meslekteyken öğrencilerimden sırasıyla önce ailelerini, yakın çevresinde kendilerine model olarak seçtikleri “tip”leri, en çok sevdiği arkadaşını ve en sonunda kendilerini
Nazım’ ın şiirlerine girmiş aşklarını ve sevdalarını çoğumuz biliriz. Toplumsal mücadelesi, özel yaşamı, sevdiği kadınlar, hapishaneler, bitmeyen bir baskı mekanizması…
Bazı kitaplar için “başucu kitapları” dendiğini duymuşsunuzdur. Başucu kitabı olmanın ölçütü nedir, diye soracak olursanız, zaman zaman açıp yararlanarak ya
Pandemi günleri, hayata yaptığımız yolculuğu içimize doğru yönlendiriyor bu yüzden belleğimize sık başvuruyoruz. Geçmişte yaşadıklarımızı hatırlıyor, bu güne taşıyoruz. İyileri
Şu sıralar öğrenci okurlarımla Zoom üzerinden yaptığım söyleşilerde şu soru özellikle çıkıyor karşıma: “Ben de yazar olmak istiyorum, ne yapmalıyım
Duyanınız olmuştur, hani şu kedinin fareyi görünce aslına dönmesi hikâyesini… Duymamışlar için kısacık anlatayım: Herifin biri, kedisinin akla hayale sığmayacak
Ben onu Düş Gezginleri’ nin Erhan Doğan’ ı olarak bilirken, o, 1972’ lerde “Sekseninci Sayfa” adıyla çıkan öykü kitabının yazarıymış
“Hayatımızdan memnun olmak için yalnızca erdem yeterlidir. Yeter ki vicdanımızın iyi olduğuna hükmettiği şeyleri yapma konusunda hiçbir zaman kararlılık ve
Kaç yıl oldu hatırlamıyorum: Hilmi Yavuz’laydık. Fuarın içinde 9 Eylül Kapısına doğru yürüyorduk. Laf açıldı, şöyle dedi: “Şimdikilerin sorunu, kendilerine
Kitaplığımda ayırarak kenarda beklettiğim kitaplar var; Yaşar Aksoy’un, Tuğrul Keskin’ in, Ünal Ersözlü’ nün kitapları. Bir de bunlar içinde Aydın
Bildiğim kadarıyla bir Özdemir İnce değindi Taylan Kara’nın kitabına, bir de Soner Yalçın. Gerisi sus pus. Kitabının adı Edebiyatla Ahmaklaştırma,
BENGÜSU ATAOĞLU Ben bu dünyada yalnız 16 yıldır varlığımı sürdürüyorum ve dürüst olmak gerekirse aşktan, sevdadan yana da bir tecrübem
Umarım ömrüm boyunca aşka hiçbir zaman inanmadığımı söylersem bu yazımı okuyan kimse kızmaz bana. Ya da yalnızca itiraz etmekle kalır,
Çok değil bundan beş on yıl önce olmalı edebiyatın değişmez tartışma konuları vardı: Edebiyat yıllıkları, antolojiler, edebiyat ödülleri gibi. Şimdi kurumlar, yayınevleri
Şu geçen günlerde zoom üzerinden bazı okulların öğrencileriyle kitaplarım üzerine söyleştik. Bana sorarsanız yüz yüze olmanın tadını vermiyor. Halen çalışıyor
Tarih çok öncelere gitmiyor 2014’ ler olsa gerek. İzmir’ de Konak Belediyesi olarak Kordon’ da vapur iskelesine yakın bir yerde
Liyakat, nitelik, kalite… Benzer nitelemeler şu sıra karşımıza sıklıkla çıkmaya başladı. Özellikle muhalefet partileri, iktidardaki koalisyon partilerinin işleri ehillerine değil
On yıl önce “E-kitap” konulu bir söyleşiye katılmıştım. Kitapçılar, yayıncılar, dağıtımcılar sürekli aynı konuyu dönüp dönüp tartışırlar. Kitap fuarlarının sektöre
“Barış” sözcüğü, bizim ülkemizde nedense hep ürkütücü sayılmıştır! 1950 yılında, Behice Boran’ın da aralarında bulunduğu bir grup aydının oluşturduğu Barışseverler
Zülfü yâre dokunmadan yazayım diyorum, olmuyor. Olumsuzluklar, mutlaka değinilmesi ve eleştirilmesi gereken durumlar önüme önüme çıkıyor. Başta eşim olmak üzere
“Efe bu nedir?” “Kilim öğretmenim” “Sence bu kilimde bir tuhaflık yok mu? “Ne gibi öğretmenim” “Sizin evdeki kilimler üçgen mi?”
“Çocuklar antikadır.” Novalis Antikalar neden değerlidir, neden insanlar müsamerelerde birkaç eski püskü eşyaya milyonlar harcarlar? Mesela eski bir saatte olup
Yaşamın her alanında olduğu gibi edebiyat dostluklarının yeri bir başkadır. Geçen gün okuduğum Şair Dostlarım kitabında Oktay Akbal, Behçet Necagil ile
Az önce kitaplığıma şöyle bir göz gezdirdim. Bazılarını alıp sayfalarına şöyle bir göz attım, bazılarının sırtlarını okudum. İçlerinde bugün artık
Bir yazar için en önemli araçlardan biri kalem diğeri defterdir. Hata en basit şekliyle bir kâğıt bir kalem de iş
Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgi ya da Devlet Olma Bilgisi) , 11. yüzyıl Karahanlı Türklerinden Yusuf Has Hacib’in Doğu Karahanlı
Bilinen bir şeydir, sanat etkinliklerinin düzenlenmesi özel ihtimam ve uzmanlık gerektirir. Eğer güzel sanatların her hangi bir dalı; şiir, öykü,
Aşağıdaki metni bana bir ders olsun diye aldım. Sonra istedim ki siz de okuyun ve aldığım ‘ders’in soldan sağa, yukarıdan
Okul hayatımızın en önemli anları sadece sınıflarda öğrendiklerimiz değildir. Teneffüs de geçirilen beş, on (Uzun teneffüslerimiz vardı) dakikanın benim için
Arkasında sürekli travmalar bırakan bir demokrasi sürecini kalıcı hale getirip demokratik değerlerle içini dolduramadığımız bir gerçek. Bu mücadeleye ne zaman
Yayın yaşamını İzmir’de sürdüren İZ GAZETE, 15 Şubat günü gazete ekinde İZ ÖYKÜ verdi, “Hayatımızın öyküsü uzun ömürlü olsun” diyerek.
Orta yaşa gelmiş olanların yarısından çoğunun yaşamında bir Ankara vardır, Üniversiteye orada gitmiş, Yüksel Caddesi’ ni arşınlamış, Zafer Çarşısı’ ndan
Yıl içinde yayımlanmış olan şiir, edebiyat ve sanatın diğer dallarındaki ürünler hakkında kısa bazı değerlendirmelerdi edebiyat yıllıkları. Ben, Nesin Yıllığı
Yaptığı işi seven akademisyen Efdal Sevinçli’nin Dönemeç’te yayımlanan bir yazısının başlığı şöyleydi: “Şu Kültürsüzlük Denizinde Boğulmadan”. Burada ayrıntı veremem ama
Geçtiğimiz hafta İzmir yerel medyasında İzmir doğumlu olmamakla beraber önce Bodrum’ da sonra uzun yıllar İzmir’ de yaşamış bir yazarın
Haksızlığa karşı eğilmez başlar gördük İsyanla dolan gözlerde yaşlar gördük Eyvah, hırsla sıkılan yumrukları bir gün Zulmün zaferini alkışlar gördük.
Güzel kitaplar, iyi insanlar biriktirin… Öneride bulunmak… Tavsiye etmek… Bir kitap okuru olarak bu kelimeleri hatırlıyor musunuz? Bir arkadaşınız, eşiniz,
Hepimiz bu soruyu sorarken bir yandan da üstümüzdeki karabasandan kurtulmak istiyoruz. Bazen tv.leri izlemiyor, ruhumuzu karartan medyayı okumuyor, istemediğimiz bir
Tam bir ay sonra, yani 17 Şubat günü eleştirmen Mehmet H. Doğan’ın 13. ölüm yılı… Ne zaman hatırlasam içimden “Hayret
Eskiden birbirimize saati sorardık. Bu bile bir tanışmanın vesilesi olabilirdi. Geçmişi anmak için yıllar önce severek kullandığım Casio marka dijital
“Hayatımızdan memnun olmak için yalnızca erdem yeterlidir. Yeter ki vicdanımızın iyi olduğuna hükmettiği şeyleri yapma konusunda hiçbir zaman kararlılık ve
Nasıl çoğul bir sevgidir babalarımıza duyduğumuz sevgi. Tarifsiz, hesapsız, kitapsız… Eğer anlatılsa, kelimeler yeterli gelir mi, bilmiyorum? *** Tarık Dursun
Ne dersiniz, bir fıkra ile peşrev yapalım mı? Fıkra şöyle: Gariban köylü, kadıya gidip, “Kadı efendi, senin öküz benim öküzü
Yağmur, öfkeli bir sevgili gibi üstümüze yağıyor. O kadar şiddetli ki bir ağacın yaprağını delip geçiyor. Saksıdaki küçük bitkilerin toprağını
Gazetelerin kitap eklerinde, edebiyat dergilerinde ve diğer pek çok yayında değerlendirme yazılarını görürüz. Daha çok kitap tanıtımlarında karşımıza çıkar. Çoğu
Gabriel Garcia Marquez’in Albay’a Kimseden Mektup Yok adlı öyküsünü okumuşsanız mesele yok, okumamışsanız lütfen bu yazıdan önce onu okuyun. Hatırlayalım:
‘alçaktan uçan güvercin’ ÜSTÜ KALSIN Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım Ama,ayrıca,aldığın hayat Fena
Bu toplumun yaraları aynı, belki hepimizin de. Birini darda görünce yüreğimiz yanıyor, kendi dertleri ile çaresiz, çözümsüz olanın yerine kendimizi
Yirmi yıl kadar önce İzmir’de hem matbaacılık, hem yayıncılık yapan bir işyerinde aşağı yukarı bir yıldan fazla çalıştım. İşyeri sahibi
Celal’in çektiği fotoğrafları görünce, önce hobi olarak başladığı sonra okulunu okuduğu fotoğrafçılık mesleğine ilgi duymaya başladım. Bir gün Celal’le sohbet
Şiiri sevenler, iddia ediyorum, Cemel Süreya ‘ nın en az üç şiirini bilir. Birincisi muhtemelen ‘ Üstü Kalsın’ dır. “Ölüyorum
Eskiden “güfte” vardı. Güfteler, şarkı formunda yazılan, “şiir” ağırlıklı ürünlerdi. Daha çok, Divan Edebiyatı’nın kalıplarına uygun biçimde yazılırlardı. Bu şiirsel
Geçenlerde eski dergileri (Dönemeç, Varlık, Adam Sanat, Gösteri, Damar, Fayton…) karıştırırken birçoklarını unuttuğum eski yazılarıma rastladım. Özellikle de tartışma yazılarıma…
Gerçekten sevdiğiniz birini kaybettiğiniz zaman içinizdeki boşluğu asla bir daha dolmayacağını düşünürsünüz. Bu birinin ölüm haberi veya ayrılık acısıyla yaşadığınız
2015 yılının sıcak bir Ağustosunda Tarık Dursun K.’ yı sonsuzluğa uğurlamıştık. Aklımda onun “Gavur İzmir Güzel İzmir” kitabındaki ilk giriş
Hani derler ya, “Tanrının bildiğini kuldan niye saklayalım?”. Benimki de o hesap olacak: Dönemeç’in yayın yaşamına üçüncü başladığı 1986 ve
Kitaplardan film, dizi olan hikâyeler, romanlar… Dizilerden filme dönüşenler, filmden kitap olanlar. Diziden yola çıkılarak yapılan kitaplar. Dizi bitince, ‘Aslında
1978, Yenimahalle’de bir okulda öğretmenlik yaptığım yıllardı. Okul beşinci Cadde’ de idi. O yıllarda Yenimahalle iki katlı bahçeli evlerin olduğu
Konuşmacı olduğum İzmir Kitap Fuarlarının birinde sıra bana gelince lafa “Ben kitap fuarlarına karşıyım,” deyip arkasını getirdim. Hatta Eiffel Kulesinin
Efendim, kulunuzun Altın Kitaplar’da yayımlanan Gökyüzünü Kaybeden Şehir adlı romanından peşrevle konuyu başlığa bağlamak istiyorum izninizle. Gökyüzünü Kaybeden Şehir’de anlatılan
Yayın yaşamını uzun yıllardır İzmir’de sürdüren, özellikle çocuk edebiyatında yayımladığı kitaplarla tanınıp bilinen bir yayınevinin kitabının künyesine göz atarken ne
Uzun zamandır temizleyemediğim kitaplığımın önünde durmuş, iş’e neresinden başlasam diye düşünürken gözüm, şiir bölümünde ters duran iki kitaba takıldı. Ne
Başkalarını bilmem, onlardan sorumlu da değilim zaten ama kusura bakmazsanız ben, “yazar” olduğunu zanneden, hatta o unvanı kullanarak kart bile
Paralel telefonu kim icat ettiyse çıksın ortaya… Bahar’ın ama İlkbahar’ın tomurcukları kalbimizde yeni yeni açmaya başladığı zamanlardı. Her insanoğlu gibi
Nezihe Meriç benden çok daha doğru ve etkilisini söyleyince bana söyleyecek bir şey kalmamış. Zaten ben söyleyince kötü oluyorum. Kimse
Zaman ne çabuk geçiyor. Kızım şuan on yedi yaşında, sanki daha geçen sene aralık ayında, anaokulunda problem çıkarmıştı. Birinci sınıfa
Siz de duymuşsunuzdur: Sanatçı takımı için zaman zaman “Onlar narsist olurlar” denir, yani kendilerini beğenirler. Doğruluk payı yok mudur? Bence
Hep söylerim bir şiir, bir şarkı, okuduğunuz ilginç bir söz sizi alır hiç bilmediğiniz bir dünyanın ortasına bırakır. Size hadi
Hayır hayır, söz bana ait değil, Martialis’in. Ben de zaten Montaigne’in Denemeler’inde görmüştüm. Yıl 1972 filandı. Denemeler, dönüp dönüp okuduğum
Yazdıkları, yayınevleri tarafından yayımlanan bazılarının kendilerini çok önemsediklerini, yazdıklarına gereğinden fazla inandıklarını görüyor, hayret ediyorum. Hele hele kendisini çevresine yazar
80’li yılların ortalarını hatırlıyorum. O zamanlar ben de 30’lu yaşlarını süren ve henüz ilk şiir kitabını yayımlamış “şiirin kıyılarında” bir
Birkaç hafta önceki yazımda “Körün istediği bir göz” demiştim ya, oradan hareketle söylüyorum gene: Şu salgın belası belki en çok
“Sadece kendini aşmaya çalış.” Cal Newport Gelişen teknoloji ile kimimiz bir enformasyon rüyası yaşıyor, kimimiz de değişen toplumsal düzen içinde
Aşağı yukarı altı-yedi aydır süren şu salgın nedeniyle birçokları, insanların eve kapanmak zorunda kaldıkları için eskisinden daha çok kitap okuyacaklarını
Babam, küçük bir çocukken ben ileride makine ressamı olacağımı söylerdi çevresine. Tabii bu, aynı zamanda bana da bir telkindi. Sebebi
GÜL MAKASI AYDAN Yalçın’ın Yazılı Kağıt Yayınlarından Ocak 2013’te yayımlanmış. Daha önceki şiir kitapları Aşkence, kül yayınları 2007, Ay konuşsun ,2010 Hayal Yayınları . Gül Makası üç bölüme ayrılmış. 1.bölüm itirafçı zaman, 2. Bölüm elin ölüsü, 3.bölüm bir unutuş şarkısı.
Tartışmayı belleğim beni yanıltmıyorsa 90’lı yılların ortalarına doğru Adam Sanat dergisinde Memet Fuat açmıştı. O tartışmaya ben de bazı dergilerde
Tanrım, bana şiirimi yazdır. Ben bazı şiirlerde çok zorlanırım, kitapları yazarken çok zorlanırım. O zaman derim ki: “Allahım ya şu
Kanunlar uyulmak içindir. Uyulmayınca, cezalandırılmayı gerektirir. Cezalar da farklıdır. Kanunun kapsamına ve konunun önemine göre değişir. Ancak, bazı kanunlar vardır
Şu sıralar sık sık duyuyorum. Duyuyorum ya da yüzüme söylüyorlar: “Hocam, önüne gelen çocuk kitabı yazarı oldu yahu!” Kışkırtıcı tabii.
Yazma süreci çok karmaşık, üstelik çoğunlukla ortaya çıkan ürünle noktalanmıyor. Okurun onayı, istemesi ve çabası da gerekiyor. Ancak yine de
(Bu yazımda aslında Nezihe Meriç’i anacaktım. Onun özellikle çocuk edebiyatı hakkında söylediklerini buraya aktardıktan sonra sağa sola laf yetiştirecektim ama
Beklemek… Beklemek, kimi zaman rezilce korkuludur. İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur. Tutsak ustura ağzında yaşamaktan. Bir dakika! Bir dakika! Ben
Montaigne, o ünlü Denemeler’inin bir yerinde “En iyi işçi, nasıl iş gördüğünü anlatamayan işçidir,” der. Onun bu sözüne zaman zaman
(Sahipsiz monologlar) (Devinim kendi içinde donmuştur.) Akordun esneyen sesi ve çıplak ayaklar; aşkın en kalleş çağı, çürüyen nar ve uyanmaya
Netameli bir konu olmakla birlikte edebiyat da sinema, resim, müzik ve güzel sanatların diğer dalları gibi beğenilirliği kişiden kişiye değişen
1. Evdeydim. Hâlâ öyle. Evde kalmanın, necip milletimizle fazla hasbıhâl olmamanın daha akıllıca olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, yaşım da bunu
Nazım’ın, üstünde en çok konuşulan şiirlerinden birisidir Mavi Gözlü Dev Minnacık Kadın ve Hanımelleri. Şimdi şiiri anımsayalım: “mavi gözlü devin
Eğitimci şair ve yazar Özgen Seçkin, Artvin doğumlu. İlk, orta ve lise eğitimini bu kentte tamamladı. Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe
Cem Savran, yaşıtım şairlerden. Derin bir karanlığa gömülmüş ve hâlâ aydınlanmamış bir dönemin, 12 Eylül öncesi dönemin genç tanıklarından. Toplumsal
Şiirin ne olduğunu anlayabilmek, yine şiirle olanaklı bir olgudur. Şiir, kendi varoluşuyla kendini gerçekleştiren, düz yazıyla anlatılamayan, duyumsanabilen, sezilebilen yapısıyla,
Enver Gökçe’yi anlatmaya Can Yücel’in Onu mükemmel anlatan dizeleriyle başlamak istiyorum: ENVER GÖKÇE’YE Sene 1966 Kayınvaldenin evinde oturuyoruz Kınalı’da Gözü
Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadın-erkek, erkek-erkek, kadın-kadın arasında gerçekleşir. Bunlar fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik ve sosyo-kültürel şiddettir. Bu tür şiddet
‘’Erkekler kadınları seyrederler, kadınlar ise nasıl seyredildiklerini seyrederler.’’ BERGER Gündelik yaşamda, yaşam deneyimlerinin bilgisini aktarmada yüz yüze ilişkilerin yerini iletişim
Hani bilinen bir anlatı vardır, vesilelerle dillerde dolaşır. Bir Üniversite Profesörü sınıfta tahtaya kocaman bir “1” rakamı yazmış. Sonra mı
Günümüzün en ilgi çekici iki konusudur Seo ve Trend. İkisi de göbekten bağlıdır birbirine Trend olan konuda herkesten önce duyulmak,
Giderdin. Doğduğum kentte yaşamayı beceremezdim bıraktığın boşluğun ardında. Cızırtılı, eski bir plaktan dökülürcesine serpilirdi ortaya; insan hayatına bakarken hiç hesaplaşmasa
Festival sözcüğü, Latince festa kelimesinden gelmekte. İlk kez 1200’lü yılların başında kullanıma girmiş ve yerleşmiş. Türkçede “şenlik” anlamına gelen festival,