Şiiri Düz Yazıya Çevirmek: Bir Anlatı Dönüşümü
Bir şiiri düz yazıya çevirmek, yalnızca dizeleri alt alta dizmekten vazgeçip yan yana sıralamak değildir. Şayet böyle olsaydı, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş” şiirindeki mısraları bir satıra döküp noktalama işaretlerini yerleştirdiğimizde ortaya çıkan metin bir “nesir” olmazdı. Çünkü o durumda şiirin ritmi, imge yapısı ve teknik söylemi olduğu gibi korunur; değişen sadece metnin görsel dizilimi olur.
Gerçek bir dönüşüm, şiirin temasından yola çıkarak onu nesrin imkânlarıyla yeniden inşa etmeyi gerektirir. Şiirin dize kırılmalarındaki o saklı anlamı, düz yazının anlatımcı gücüyle yeniden kurmaktır bu.
Bu durumu, Orhan Veli Kanık’ın sokağı ve sıradan insanı şiirin merkezine taşıdığı “Kitabe-i Seng-i Mezar” adlı ünlü eserinden bir kesitle inceleyelim:
(…) Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah’ın adını,
Günahkâr da sayılmazdı. (…)
Orhan Veli’nin bu sarsıcı sadelikteki şiirsel ritmini düz yazıya aktardığımızda, ortaya çıkan metin şöyle bir çehreye bürünür:
“Dünyada nasırdan çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi. Öyle ki, fiziksel bir noksanlık olarak gördüğü çirkin yaratılmasından bile bu denli keder duymazdı. Ayakkabısının ayağını sıkmadığı, o nadir huzurlu anlarda Tanrı’nın adını pek anmazdı belki; fakat bu haliyle bir günahkâr olarak da nitelendirilemezdi.”
Görüldüğü üzere, Orhan Veli’nin şiiri o kadar güçlüdür ki, düz yazıya döküldüğünde dahi şiirsel ruhundan tamamen sıyrılmaz.
Ancak bir şiiri düz yazıya çevirirken asıl olan, imge yapısını bozmadan anlam akışını korumaktır. Bunu, İlhan Berk’in çocukluk anılarıyla Milli Mücadele dönemini harmanladığı “1919” şiiri üzerinden daha derinlikli bir bakışla gözlemleyebiliriz.
Bir Dönemin Tanıklığı: 1919
İlhan Berk’in o tarihi dokuyu bir çocuğun gözlerinden anlatan şiiri:
Ben dünyaya bir idare lambası altında geldim
Yeryüzü Birinci Dünya Harbi’ni yaşıyordu
Başımın üstünde mendil boyunda bulutlar vardı
Yunan Harbi’nde yanan şehirlerimizi bir dağdan seyrettim
O çadır çadır insanları askerleri esirleri
Arkalarında bir gömlekle kaçan halkımızı
İlk topu ilk tayyareyi gördüm
Anam kardeşim ve ben ayaktaydık
Kapanık dükkânlarıyla çarşılarımıza yağmur yağıyordu
Her sınıf insanıyla şehrim dağlara taşınmıştı
O yangından nehirlerimiz dağlarımız ve çeşmelerimiz kurtuldular
Yanmış ve yakılmış şehrimize bir akşamüzeri askerlerimiz girdi
Kursaklarında bir parça ekmekle insanlar ayaktaydı
O gün dünyayı ve insanları tanıdım
O gün ayağımın dibindeki şehirden ağlamayı öğrendim.
İlhan Berk’in bu dokunaklı şiirini, imge yapısını zedelemeden bir anlatı olarak yeniden kurguladığımızda ortaya şu metin çıkmaktadır:
Düz Yazıyla Anlatım
Dünyaya gözlerimi bir idare lambasının loş ışığı altında açtığımda, yeryüzü Birinci Dünya Savaşı’nın karanlığını ve mahrumiyetini yaşıyordu. Gökyüzünde ise çocukluk penceremden gördüğüm, ancak bir mendil büyüklüğündeki küçük bulutlar asılıydı.
Kurtuluş Savaşı yıllarında, ateşe verilen şehirlerimizin yanışını yüksek bir dağdan izledim. Orada; derme çatma çadırlara sığınmış insanları, cephedeki askerleri, esir düşenleri ve üzerlerinde sadece bir gömlekle canını kurtarmaya çalışan çaresiz halkımızı gördüm. Savaşın somut yüzü olan ilk topu ve ilk uçağı o günlerde tanıdım. Annem, kardeşim ve ben, tüm bu felaketlerin ortasında dimdik ayaktaydık; o sırada kepenkleri bir daha açılmamak üzere kapanmış dükkânlarla dolu çarşılarımıza hüzünlü bir yağmur yağıyordu.
Şehrimin her kesiminden insan, işgalden kaçmak için güvenli sığınaklara, dağlara çekilmişti. Nihayet o büyük yangından geriye nehirlerimiz, dağlarımız ve çeşmelerimiz birer hatıra gibi sağ salim kurtulabildi.
Günün birinde, bir akşam vakti, yakılıp yıkılmış harabeye dönen şehrimize Türk askeri giriş yaptı. Kursaklarında bir lokma ekmekle hayata tutunmaya çalışan o mağrur insanlar, askerlerimizi ayakta karşıladı. İşte o gün, dünyanın nasıl bir yer olduğunu ve insanlığın halini idrak ettim; o gün, ayaklarımın dibinde uzanan o yaralı şehre bakarak acıyı ve ağlamayı öğrendim.
