Öyküde Çatışma Nasıl Kurulur? Karakterin İsteği, Engel ve Değişim
Bir adam, yıllardır görüşmediği ağabeyinin cenazesinde aile evinin anahtarını cebine koyar. Evin satılmasını istemektedir; çünkü borçlarını ödemek için paraya ihtiyacı vardır. Ancak akşam eve döndüğünde, mutfak masasının üzerinde ağabeyinin el yazısıyla bırakılmış bir not bulur:
“Evi satarsan bodrumdaki sandığı da açmak zorunda kalacaksın.”
Adam sandığın varlığını bilmektedir. Yirmi yıl önce babalarının ölümünden sonra ağabeyi o sandığı bodruma indirmiş, bir daha da hakkında konuşmamıştır. Adam o gece anahtarı masaya bırakır. Sabah olduğunda ise ilk işi bodruma inmek olur.
Bu başlangıçta birden fazla soru ortaya çıkar: Adam neden evi satmak istemektedir? Sandıkta ne vardır? Ağabeyi neden ölümünden sonra bile onun kararını etkilemektedir? Adam borçlarını ödemekle geçmişinden kaçmak arasında nasıl bir seçim yapacaktır?
Fakat sahnenin asıl gücü, sandığın içinde ne bulunduğunda değildir. Asıl mesele, adamın önünde beliren iki ihtimaldir: Evi satarak bugünkü sorununu çözmek ya da sandığı açarak yıllardır uzak durduğu gerçekle yüzleşmek. Üstelik bu iki seçenek birbirinden bağımsız değildir. Birini seçmesi, diğerinden vazgeçmesini gerektirebilir.
Öyküde çatışma tam da böyle kurulur: Bir karakter bir şey ister; ancak bu isteğin gerçekleşmesi, karşısına çıkan bir engel, başka bir insanın arzusu, kendi korkusu veya vermek zorunda kaldığı bir karar nedeniyle güçleşir.
Çatışma, karakterin önüne rastgele bir sorun çıkarmak değil, onun istediği şeyle ulaşmak zorunda olduğu yol arasındaki gerilimi kurmaktır. Bu gerilim, öykünün olaylarını birbirine bağlar, karakterin özelliklerini görünür kılar ve okurun anlatıyı sürdürmek için bir neden bulmasını sağlar.
1. Çatışma, yalnızca kavga etmek değildir
Çatışma denildiğinde akla çoğu zaman tartışan insanlar, karşı karşıya gelen düşmanlar, cinayetler, kovalamacalar veya büyük felaketler gelir. Bunlar elbette çatışma yaratabilir. Ancak edebî çatışma, yüksek sesle konuşmayı ya da olağanüstü olayları zorunlu kılmaz.
Bir kadın, yıllardır çalıştığı işinden ayrılmak ister ama emekli olmasına yalnızca altı ay kalmıştır. Bir öğretmen, öğrencisinin kopya çektiğini bilir fakat onu okuldan uzaklaştırabilecek bir tutanak tutmak istemez. Bir genç, ailesinin kendisi için seçtiği mesleği reddetmek ister ama ailesinin maddi desteğine ihtiyaç duyar. Bir yaşlı adam, artık kimseye yük olmak istemediği için evini satmaya karar verir; kızı ise onu bakım evine yerleştirmek yerine yanında yaşatmak istemektedir.
Bu durumların hiçbirinde silah, kavga ya da büyük bir felaket yoktur. Buna rağmen her birinin içinde bir gerilim bulunur. Çünkü karakterin isteği, başka bir ihtiyaçla, sorumlulukla veya değerle çatışmaktadır.
Bir öyküde çatışmanın gücü, olayın ne kadar büyük olduğundan çok, karakter açısından ne kadar önemli olduğuna bağlıdır. Başka biri için önemsiz görünen bir karar, karakterin hayatında geri dönüşü olmayan bir değişikliğe neden olabilir.
Örneğin bir adamın eski bir mektubu çöpe atıp atmaması, tek başına dramatik bir olay sayılmayabilir. Fakat mektup, yıllar önce kendisini terk eden annesinden kalmışsa ve adam kendi çocuğuna annesinin hiç yazmadığını söylemişse, o mektubun varlığı aile ilişkilerini ve karakterin kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi sarsabilir.
Dolayısıyla çatışma yaratmak için olayı büyütmekten önce, olayın karakterin hayatında neden önemli olduğunu belirlemek gerekir.
2. Çatışmanın başlangıcı: Karakter ne istiyor?
Bir öykü kurarken sorulabilecek en verimli sorulardan biri şudur: Karakter şu anda ne istiyor?
Bu sorunun cevabı somut olmalıdır. “Mutlu olmak”, “kendini bulmak” veya “hayatını değiştirmek” gibi ifadeler, karakterin genel yönelimini anlatabilir; ancak tek başlarına bir sahneyi harekete geçirmek için yeterli değildir.
Bir karakter bu sahnede ne yapmaya çalışmaktadır?
- Bir iş görüşmesinde kendisini işe aldırmak mı?
- Babasından sakladığı borcu öğrenmesini engellemek mi?
- Eski sevgilisinden bir açıklama almak mı?
- Kardeşini aile evini satmaktan vazgeçirmek mi?
- Bir öğrencinin okuldan ayrılmasını önlemek mi?
Somut bir istek, karaktere hareket alanı sağlar. Okur artık yalnızca karakterin nasıl biri olduğunu değil, ne yapmaya çalıştığını da takip edebilir.
Ancak her isteğin mutlaka büyük ve hayati olması gerekmez. Bir kadının aile yemeğinde kimsenin kendisine soru sormamasını istemesi bile etkili bir çatışmanın başlangıcı olabilir. Yeter ki bu istek, karakterin bulunduğu koşullarla karşı karşıya gelsin.
Örneğin:
Nermin, ailesinin pazar yemeğine yalnızca bir saat uğrayıp erken ayrılmak istemektedir. Yeni işinden çıkarıldığını henüz kimseye söylememiştir. Annesi, sofraya oturur oturmaz gelecek ayki düğün hazırlıklarını konuşmaya başlar. Kardeşi yeni arabasını anlatır. Babası ise Nermin’e dönüp iş yerindeki terfisinin ne zaman açıklanacağını sorar.
Nermin’in isteği basittir: Sorulara yakalanmadan yemeği bitirmek. Fakat ailenin gündemi, onun saklamak istediği gerçeği sürekli konuşmanın merkezine taşır.
Buradaki çatışma, Nermin’in ailesiyle tartışmasından önce başlar. Karakterin saklama isteği ile ailenin doğal görünen ilgisi birbirini zorlamaktadır. Her yeni soru, Nermin’i yeni bir cevap bulmaya mecbur bırakır.
Bu nedenle öykünün ilk aşamasında karakterin genel kişiliğinden çok, o anda ulaşmaya çalıştığı hedefi belirlemek yararlıdır. Karakterin geçmişi, alışkanlıkları ve korkuları ise bu hedefe nasıl yaklaştığını şekillendirir.
3. Karakterin karşısındaki engel ne olmalı?
Karakterin bir şey istemesi tek başına çatışma yaratmaz. İstek kolayca gerçekleşiyorsa anlatının dramatik enerjisi sınırlı kalır. Çatışmanın ortaya çıkması için karakterin önünde, isteğini zorlaştıran bir engel bulunmalıdır.
Bu engel farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Dış engel: Karakterin isteğine başka bir insan, toplumsal koşul, kurum, doğa olayı veya maddi imkânsızlık karşı çıkar.
Bir kadın yıllardır biriktirdiği parayla kendi dükkânını açmak ister; ancak dükkânın bulunduğu binanın yıkılacağı haberi gelir.
İç engel: Karakter, kendi korkusu, suçluluk duygusu, kararsızlığı veya çelişkili arzuları nedeniyle harekete geçemez.
Bir adam, yıllardır sevdiği kadına duygularını açıklamak ister; ancak reddedilmekten korktuğu için her karşılaşmada konuyu değiştirir.
İlişkisel engel: Karakterin isteği, önem verdiği başka bir insanın isteğiyle çatışır.
Bir kız, başka bir şehirde okumak ister. Babası ise aile işletmesini devralmasını beklemektedir. Baba kızının gitmesini istemez; kız da babasını yalnız bırakmaktan suçluluk duyar.
Ahlaki engel: Karakter istediği sonuca ulaşmak için doğru bulmadığı bir şeyi yapmak zorunda kalabilir.
Bir gazeteci, önemli bir habere ulaşmak için kendisine güvenerek bilgi veren kişinin kimliğini açıklamakla açıklamamak arasında kalır.
Bu kategoriler birbirinden kesin sınırlarla ayrılmaz. Güçlü bir öyküde birkaç engel aynı anda çalışabilir. Başka şehre gitmek isteyen kız, babasının itirazıyla dışarıdan; onu hayal kırıklığına uğratma korkusuyla içeriden; ailesine karşı sorumluluk duygusuyla da ahlaki açıdan zorlanabilir.
Burada önemli olan, engellerin sayısını artırmak değildir. Her engelin karakterin isteğiyle anlamlı bir ilişkisi bulunmalıdır. Karakteri durdurmak için arka arkaya rastgele talihsizlikler eklemek, çatışmayı derinleştirmek yerine olay örgüsünü yapaylaştırabilir.
4. En güçlü çatışma, iki haklı isteğin karşı karşıya gelmesiyle doğabilir
Bir öyküde karşıt karakterlerden birini tamamen iyi, diğerini bütünüyle kötü yapmak mümkündür. Bazı anlatılarda bu yaklaşım amaca da uygundur. Ancak özellikle insan ilişkilerini merkezine alan öykülerde çatışma, iki tarafın da anlaşılabilir nedenlere sahip olmasıyla derinleşebilir.
Bir kız, yaşlanan annesini kendi evine almak istemektedir. Annesi ise kendi evinde kalmakta ısrar eder.
Kız, annesinin yalnız yaşamasından ve başına bir şey gelmesinden korkar. Annesi, yıllarca kendi kararlarını vermiş bir insan olarak bağımsızlığını kaybetmek istemez. Kızın kaygısı sevgisinden, annenin direnci ise kendi hayatını koruma arzusundan kaynaklanır.
Bu durumda çatışma, birinin haklı diğerinin haksız olmasıyla çözülemez. İki karakter de önemli bir değeri korumaya çalışmaktadır. Kız annesinin güvenliğini, anne kendi bağımsızlığını savunur.
Öykü, bu iki değerin nasıl karşı karşıya geldiğini araştırdığında karakterler daha inandırıcı hâle gelir. Okur bir tarafı desteklese bile diğer tarafın neden böyle davrandığını anlayabilir.
Bu tür bir çatışma özellikle aile, dostluk, aşk ve kuşak ilişkilerinde etkilidir. Çünkü insanlar çoğu zaman sevdikleriyle, onların iyiliğini istemedikleri için değil, iyiliğin ne anlama geldiği konusunda anlaşamadıkları için çatışırlar.
Burada yazarın dikkat etmesi gereken nokta, her iki tarafın gerekçesini de aynı ölçüde uzun açıklamalarla anlatmak değildir. Gerekçeler davranışlar, seçimler, küçük ayrıntılar ve konuşmalar içinde görünür olmalıdır.
Annenin evden ayrılmamak için her sabah kendi çiçeklerini sulaması, komşusunun ekmeğini alması ve yıllardır oturduğu koltuğun yerini değiştirmeyi reddetmesi, onun bağımsızlık arzusunu açıklayan uzun bir konuşmadan daha etkili olabilir. Kızın her telefon konuşmasında annesinin ilaçlarını hatırlatması ise sevgisinin yanında korkusunu da açığa çıkarabilir.
5. İç çatışma: Karakterin kendisiyle karşı karşıya gelmesi
Bazı öykülerde karakterin karşısındaki en büyük engel başka bir insan değildir. Karakter, kendi içinde birbirine zıt iki isteği aynı anda taşır.
Bir yazar yazmak ister ama başarısız olmaktan korkar. Bir adam ailesini korumak ister ama özgürlüğüne kavuşmayı da arzular. Bir kadın geçmişte kendisini inciten kişiyi affetmek ister ama affederse yaşadıklarının önemsizleşeceğinden endişe eder.
İç çatışmayı yalnızca karakterin düşüncelerini sıralayarak kurmak çoğu zaman yeterli değildir. Karakterin çelişkisi, bir karar anında davranışa dönüşmelidir.
Örneğin yıllardır öğretmenlik yapan Selim, emeklilik dilekçesini yazmaya karar verir. Sabah erkenden okuluna gider, boş sınıfta oturur ve dilekçeyi çantasından çıkarır. Tam imza atacakken koridordan bir öğrencinin sesi gelir. Öğrenci, dün anlattığı konuyu anlamadığını söylemek için kapıyı çalmaktadır.
Selim’in çatışması yalnızca “Emekli olmak istiyor ama mesleğini seviyor” cümlesinden ibaret değildir. O, yorgunluğuyla mesleğine duyduğu bağlılık arasında bir karar vermeye çalışmaktadır. Öğrencinin gelişi bu çelişkiyi görünür kılar; ancak tek başına sorunu çözmez. Selim yine emekli olabilir. Öğrenciyle ilgilenmesi, kararından vazgeçmesini zorunlu kılmaz.
İç çatışmanın inandırıcı olabilmesi için iki isteğin de karakter açısından gerçek bir ağırlığı bulunmalıdır. Bir seçenek açıkça doğru, diğeri bütünüyle anlamsızsa karakterin kararsızlığı okura yapay görünebilir.
Ayrıca iç çatışma her zaman uzun iç konuşmalarla anlatılmak zorunda değildir. Karakterin sürekli ertelediği telefon görüşmesi, gönderemediği mesaj, kapatamadığı çekmece ya da imzalamadan önce tekrar tekrar okuduğu belge, karar veremeyişini davranışa dönüştürebilir.
6. Çatışma nasıl büyütülür? Engelleri sıralamak yerine bedeli artırmak
Bir öyküde çatışma kurulduktan sonra aynı güçlük düzeyinde kalırsa anlatı bir süre sonra yerinde sayabilir. Karakter aynı şeyi ister, aynı engelle karşılaşır ve her seferinde benzer tepki verir. Okur bir değişiklik beklerken öykü kendini tekrar eder.
Çatışmayı geliştirmek için karakterin karşısına durmadan yeni sorunlar çıkarmak gerekmez. Çoğu zaman aynı sorunun giderek daha önemli hâle gelmesi yeterlidir.
Örneğin bir genç, ailesinden gizli biçimde başka bir şehirde iş aramaktadır.
İlk aşamada yalnızca iş ilanlarına bakar. Sonra bir görüşmeye çağrılır. Görüşme gününün, ailesinin düzenlediği önemli bir etkinlikle çakışması küçük bir sorun yaratır. Genç görüşmeye gitmek için ailesine yalan söyler. Daha sonra işi kazanır ve kısa süre içinde taşınması gerektiğini öğrenir. Artık mesele yalnızca iş aramak değildir; verdiği sözler, söylediği yalanlar ve ailesiyle kurduğu ilişki de kararının sonuçlarına dâhil olmuştur.
Bu gelişimde çatışma yalnızca yeni olaylarla büyümez. Karakterin önceki seçimleri yeni güçlükler doğurur. Genç, ilk yalanını söylediği için ikinci bir yalan söylemek zorunda kalabilir. İş fırsatı yaklaştıkça hem istediği şeye ulaşma ihtimali hem de kaybetme korkusu büyür.
Bu noktada üç sorudan yararlanılabilir:
- Karakter istediği şeye ulaşmak için şimdi ne yapmak zorunda?
- Bu eylem, önceki durumuna göre neden daha zor?
- Karakter bu yolu seçerse neyi riske atacak?
Üçüncü soru özellikle önemlidir. Çünkü okur yalnızca karakterin ne kadar uğraştığını değil, başarısız olursa ne kaybedeceğini de bilmek ister.
Ancak her öyküde riskin hayat ya da ölüm düzeyinde olması gerekmez. Bir karakterin kendine duyduğu saygıyı kaybetmesi, sevdiği birinin güvenini yitirmesi veya yıllardır koruduğu bir yanılgıyla yüzleşmesi de önemli bir bedel olabilir.
7. Her çatışmanın bir bedeli olmalı
Bir karakter bir şeyi istiyor ve önünde engeller bulunuyorsa şu soru sorulmalıdır: İstediği şeye ulaşamazsa ne olur?
Bu sorunun cevabı yoksa çatışma, olayların arasına yerleştirilmiş geçici bir pürüz olarak kalabilir.
Bir genç, bir yarışmaya katılmak ister ama başvuruyu son güne kadar erteler. Başvuru sistemi kapanır. Eğer yarışma onun için yalnızca bir hevesse yaşanan aksilik fazla önem taşımayabilir. Fakat genç, yıllardır yazdığı öyküleri kimseye göstermemiş ve bu yarışmayı ilk kez kendisini sınamak için bir fırsat olarak görmüşse başvuruyu kaçırması farklı bir anlam kazanır. Kaybettiği şey yalnızca bir yarışma hakkı değildir; kendisi hakkında bir karar verme fırsatıdır.
Bedel, karakterin geçmişi ve değerleriyle ilişkilendirildiğinde çatışma derinleşir.
Bir karakter için para önemli olabilir; başka biri için ailesinin gözündeki itibarı. Bir başkası için geçmişte verdiği sözün arkasında durmak, istediği sonuca ulaşmaktan daha değerli olabilir. Bu nedenle yazar, her karakter için aynı türden riskleri kullanmak zorunda değildir.
Ayrıca bedel mutlaka öykünün sonunda ortaya çıkmamalıdır. Karakter karar verirken neyi kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya olduğunu sezmeli, bazen de bu ihtimalin gerçekleştiğini erken aşamalarda görmelidir. Böylece seçimler daha ağır bir anlam kazanır.
8. Çatışmayı olayla göster: Bir örnek üzerinden kuruluş
Şimdi temel ilkeleri tek bir öykü fikri üzerinde birleştirelim.
Başlangıç durumu: Emekli memur Rıza, yıllardır yaşadığı evi satıp kızının yanına taşınmayı düşünmektedir. Eşinin ölümünden sonra evin masraflarını karşılamakta zorlanır. Kızı, babasının yalnız yaşamasından endişe etmektedir.
Karakterin isteği: Rıza evi satmak, masraflardan kurtulmak ve hayatını sadeleştirmek ister.
Engel: Evi satmak için hazırlık yaparken, yıllardır kapalı duran odada eşine ait mektuplar bulur.
İç çatışma: Rıza yeni bir hayata geçmek ister; fakat evi boşaltmak, eşinin yokluğunu kesinleştirecekmiş gibi gelir.
İlişkisel çatışma: Kızı, babasının evi satmakta kararlı olduğunu düşünür ve alıcıyla görüşmeyi ayarlar. Rıza ise kendisine danışılmadan karar verildiğini hisseder.
Bedel: Rıza evi satmazsa maddi sıkıntıları sürecektir. Satarsa yalnızca bir mülkten değil, eşinin ardından koruduğu son düzenden de vazgeçmiş olacaktır.
Bu taslak, bir öykünün bütün ayrıntılarını belirlemez. Ancak karakterin isteği, engeli, çelişkisi ve kararının bedeli arasında bir ilişki kurar.
Öykü şu sahneyle ilerleyebilir:
Kızı, emlakçının ertesi gün evi görmek istediğini söyler. Rıza önce kabul eder. Sonra gece, eşinin mektuplarını yeniden okumaya başlar. Mektuplardan birinde, yıllar önce taşınmayı düşündüklerini ama eşinin Rıza’nın işini bırakmak istememesi nedeniyle bu karardan vazgeçtiklerini öğrenir.
Bu bilgi, yalnızca geçmişe ait bir ayrıntı değildir. Rıza’nın bugün verdiği kararın anlamını değiştirir. Evi satmak, onun için artık yalnızca ekonomik bir çözüm değil, birlikte gerçekleştiremedikleri bir hayat ihtimalinden de ayrılmak anlamına gelebilir.
Fakat yazar burada bir başka seçimle karşı karşıyadır: Rıza’nın evi satmaktan vazgeçmesi mi daha etkili olur, yoksa mektupları okuduktan sonra evi satmaya karar vermesi mi?
İkinci ihtimal de en az ilki kadar güçlü olabilir. Rıza, eşinin geçmişte vazgeçtiği hayatı artık kendisi için kurmak istediğini anlayabilir. Böylece mektuplar onu geçmişe bağlayan bir nesne olmaktan çıkar, değişimin başlangıcına dönüşür.
Bu örnekte çatışmanın sonucu önceden belirlenmiş değildir. Önemli olan, karakterin kararının önceki olaylarla ilişki kurması ve sonunda bir anlam taşımasıdır.
9. Çatışma ile merak arasındaki fark
Çatışma ve merak birbirini besler; ancak aynı şey değildir.
Merak, okurun henüz bilmediği bir şeyi öğrenme isteğiyle ilgilidir. Bir odanın kapalı tutulması, bir mektubun içeriğinin açıklanmaması veya bir karakterin geçmişindeki bir olayın gizlenmesi merak yaratabilir.
Çatışma ise karakterin bir isteğe ulaşmaya çalışırken karşılaştığı güçlüğü ve bu güçlük karşısında yapmak zorunda kaldığı seçimleri içerir.
Bir öyküde kilitli bir sandık bulunması okura “Sandığın içinde ne var?” sorusunu sordurabilir. Fakat sandığın varlığı tek başına güçlü bir çatışma kurmaz. Karakter sandığı açmak istiyor ama açarsa ailesiyle ilişkisi bozulacaksa, sandığı açmaktan kaçınıyor ama açmadığı sürece kardeşinin suçlanmasını engelleyemiyorsa, artık olayın içinde bir seçim ve bedel vardır.
Bu ayrım, öykü yazarken özellikle önemlidir. Gizemli bir başlangıç okuru metne çekebilir; ancak anlatının devam etmesi için karakterin karşılaştığı durumun gelişmesi gerekir. Bir sırrın varlığını sürekli hatırlatmak, karakterin kararlarını ve ilişkilerini değiştirmiyorsa bir süre sonra yalnızca geciktirme tekniğine dönüşür.
Bu nedenle okura yalnızca “Ne olacak?” sorusunu sordurmakla yetinmemek gerekir. “Karakter ne yapacak, neden böyle davranacak ve seçiminin bedeli ne olacak?” soruları da anlatının gerilimini taşır.
10. Çatışma çözülünce öykü nasıl biter?
Bir öykünün sonu, başlangıçtaki sorunun mutlaka çözüldüğü yer olmak zorunda değildir. Bazı öykülerde karakter istediği şeye ulaşır; bazılarında ulaşamaz. Bazılarında ise hedefin kendisi değişir.
Örneğin Rıza evi satabilir, satıştan vazgeçebilir veya evi satıp yeni bir hayat kurabilir. Bu sonuçların hiçbiri kendiliğinden doğru ya da yanlış değildir. Önemli olan, sonucun öykü boyunca kurulan çatışmayla ilişki taşımasıdır.
Karakter başlangıçta ne istiyordu? Hangi engellerle karşılaştı? Bu engeller onun düşüncelerini, ilişkilerini veya önceliklerini değiştirdi mi? Son karar, önceki deneyimlerin bir sonucu olarak anlaşılabiliyor mu?
Eğer karakter bütün öykü boyunca aynı yerde duruyor, olaylar da onun üzerinde hiçbir iz bırakmıyorsa son, yalnızca olayların durduğu bir nokta olarak kalabilir. Buna karşılık karakterin değişmesi her zaman zorunlu değildir. Bazen karakter değişmeyi reddeder ve bu ısrarın bedelini öder. Bazen de başlangıçta doğru olduğuna inandığı bir şeyi sonuna kadar savunur; okur ise bu ısrarın sonuçlarını görür.
Etkili bir son, çatışmayı mutlaka rahatlatıcı biçimde çözmek zorunda değildir. Çatışmanın sonuçlarını görünür kılması ve okurun başlangıçtaki duruma artık aynı gözle bakamamasını sağlaması yeterli olabilir.
11. Öyküde çatışma kurarken yapılan yaygın hatalar
Karakterin önüne rastgele engeller çıkarmak: Her şey yolunda giderken bir kaza, ardından bir hastalık, sonra beklenmedik bir düşman eklemek çatışmayı otomatik olarak güçlendirmez. Yeni olayların karakterin isteğiyle veya önceki seçimleriyle ilişkisi bulunmalıdır.
Çatışmayı yalnızca tartışmaya indirgemek: Karakterlerin sürekli bağırması ve birbirlerini suçlaması, tek başına gerilim oluşturmaz. Sessiz bir karşı koyuş, ertelenen bir karar veya yerine getirilmeyen bir söz de güçlü bir çatışma yaratabilir.
Karakterin ne istediğini belirsiz bırakmak: Okur, karakterin hangi yönde hareket ettiğini anlayamıyorsa karşısına çıkan engellerin önemini de kavrayamayabilir. Karakterin bütün amaçlarını baştan açıklamak gerekmez; fakat sahnenin hedefi anlaşılabilir olmalıdır.
Her engeli kolayca aşılabilir kılmak: Karakterin karşılaştığı güçlükler hiçbir bedel doğurmuyorsa anlatının gerilimi azalır. Başarının veya başarısızlığın karakter için ne anlama geldiği düşünülmelidir.
Çatışmayı yalnızca dış olaylarla kurmak: Bir öyküde çok sayıda olay yaşanabilir ama karakterin kendi içindeki çelişki görünür olmayabilir. Olayların karakterin değerleri ve seçimleri üzerindeki etkisi de araştırılmalıdır.
Sonucu baştan belli etmek: Karakterin bütün kararları okurun beklediği biçimde sonuçlanıyorsa anlatı tahmin edilebilir hâle gelebilir. Bu, mutlaka şaşırtıcı bir son yazılması gerektiği anlamına gelmez. Karakterin seçimleri, kolayca çözülemeyen gerçek ikilemlerden doğmalıdır.
12. Kendi öykün için çatışma taslağı oluştur
Bir öyküye başlamadan önce bütün olay örgüsünü ayrıntılı biçimde planlamak zorunda değilsin. Ancak karakterin ne istediğini ve bu isteğin önünde ne bulunduğunu birkaç cümleyle belirlemek, anlatının yönünü bulmaya yardımcı olabilir.
Şu soruları bir taslak olarak kullanabilirsin:
- Karakterim ne istiyor? Genel bir hayat amacı yerine, öykünün başlangıcında gerçekleştirmeye çalıştığı somut hedefi yaz.
- Bunu neden istiyor? Bu isteğin karakter için kişisel önemini belirle.
- Önündeki engel ne? Bu engelin başka bir karakterden, dış koşullardan veya karakterin kendisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını düşün.
- Karakter neyi kaybetmekten korkuyor? İsteğinin gerçekleşmemesi kadar, gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkabilecek bedeli de hesaba kat.
- İlk girişimi neden yetmiyor? Karakterin aynı sorunu tekrar etmesi yerine yeni bir karar vermesini gerektiren durumu belirle.
- Hangi seçimden kaçamıyor? Öykünün dönüm noktasında karakteri bir karar vermeye zorlayan koşulu bul.
- Sonunda ne değişiyor? Karakterin hayatında, ilişkilerinde, kendisine ilişkin düşüncesinde veya okurun olaya bakışında neyin farklılaştığını belirle.
Ardından taslağı tek bir cümlede birleştirmeyi dene:
“Bir karakter, … istediği hâlde … nedeniyle bunu gerçekleştiremez; amacına ulaşmak için … yapmak zorunda kalır ve bu seçim ona … bedelini ödetir.”
Örneğin:
“Yıllardır görüşmediği kardeşiyle barışmak isteyen bir kadın, kardeşinin geçmişte yaptığı bir hatayı hâlâ inkâr ettiğini öğrenir; barışabilmek için gerçeği kabul ettirmeye çalışırken kendi sakladığı bir sırrı da açıklamak zorunda kalır.”
Bu cümle tamamlanmış bir öykü değildir. Ancak karakterin isteğini, engelini ve seçim baskısını bir araya getirir. Yazma sürecinde yeni ayrıntılar ortaya çıktıkça değiştirilebilir.
Asıl amaç, her öyküyü aynı şablona uydurmak değil, anlatının hareketini sağlayan temel gerilimi keşfetmektir.
Sonuç: Çatışma, karakterin seçimini anlamlı kılar
Öyküde çatışma kurmak, karakterin önüne mümkün olduğunca çok sorun çıkarmak değildir. Karakterin istediği şeyle onu durduran güçler arasında anlamlı bir ilişki kurmaktır. Bu güçler başka insanlar, toplumsal koşullar, geçmişten kalan yükler veya karakterin kendi içinde taşıdığı çelişkiler olabilir.
Çatışma derinleştikçe karakterin seçimleri önem kazanır. Her karar yeni bir ihtimali açarken başka bir ihtimali kapatabilir. Okur da yalnızca olayların sonucunu merak etmekle kalmaz; karakterin neden belirli bir yolu seçtiğini ve bu seçimin onu nasıl değiştirdiğini anlamaya çalışır.
Bir öyküye başlarken kendine şu soruyu sor: Karakterim ne istiyor ve bu isteği gerçekleştirmek neden kolay değil? Ardından bir soru daha ekle: İstediği şeye ulaşmak için neyi riske atmak zorunda?
Bu soruların cevapları, olay örgüsünün ilk çizgilerini belirleyebilir. Geri kalanını ise karakterin kararları, karşılaştığı sonuçlar ve bu sonuçların içinde kazandığı ya da kaybettiği şeyler şekillendirir.
İyi kurulmuş çatışma, öyküyü yalnızca ilerletmez; karakteri okura açar. Çünkü insanın kim olduğu, çoğu zaman ne istediğinden çok, istediği şey uğruna neyi göze aldığıyla anlaşılır.
