Bir Şiiri Düz Yazıya Çevirme

Bir şiiri düz yazıya çevirme sadece dizelerin alt alta değil de yan yana yazılması değildir. Örneğin Cahit Sıtkı Tarancı’nın 35 Yaş Şiirini ele alalım. Dizeleri alt alta değil de yan yana yazıp, noktalama işaretlerini uygun şekilde yerleştirelim. Bu durumda şiirin ne anlamı ne de ritmi değişmeyecektir. Çünkü şiirsel söylem, şiirin teknik birtakım özellikleri bozulmayacaktır. Buna karşın bir şiiri düz yazıya çevirme mümkündür. Bunu en iyi şekilde yapmak için şiirin temasından yola çıkarak anlatımcı şekilde düz cümlelerle anlatım gerekir. Bu durumu, Orhan Veli Kanık’ın “Kitabe-i Seng-i Mezar” adlı ünlü şiirinin ilk öbeğiyle açıklamaya çalışalım:
(…)
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah’ın adını,
Günahkâr da sayılmazdı.
(…)

Orhan Veli’nin şiirsel ritmi çok yüksek şiirinin ilk öbeğini şimdi düz yazı olarak yazmaya çalışalım:
Dünyada nasırdan çektiği kadar, hiç bir şeyden çekmedi. Öyle ki çirkin yaratılmasından bile bu kadar müteessir (üzgün) değildi.
Bu şiir o kadar güçlüdür ki düz yazıya çevrildiğinde bile şiirselliğini tümüyle yitirmiyor. Bununla birlikte bir şiiri düz yazıya çevirme konusuna örnek olması için önce kısa bir şiir yazalım, sonra da düz yazıya çevirelim.

Esmeyen Rüzgar

Durdu dünya yaprak kımıldamıyor
İçimde kahır bile yok
Bunca çileye rağmen
Gözlerim yaşarmıyor
Esmeyen rüzgar teselli mi
İşte kimseye zararım yok
Acılarımla üzmek yok
Artık sevdiklerimi
Bu karamsar bir şiir. Şiirin ana teması umutsuzluk. Üstü kapalı şekilde anlatılmış bir karamsarlık şiiri. Bu şiiri düz yazıya çevirmek elbette kolay. Çünkü şiiri ben bu yazının içeriğini açıklamak için yazdım. Bir nevi sipariş şiiri. İşçiliği az, derinliği tartışmalı şiir. Ancak bir şiirsel söyleyiş yakalamış.

Rüzgar Esmiyor

Dünyada sanki hayat durmuştu. Yaprak kımıldamıyordu. varlığımla yokluğum belli değildi. Kimseye bir zararım da yoktu. Çektiğim bunca üzüntüye, bunca çileye rağmen gözlerimden tek damla yaş süzülmedi.
Peki ama bu bir teselli mi? Tamam kimseye bir zararım yok, acılarımla kimseyi üzmüyorum. Sevdiklerimi üzmeyişim teselli oldu bana.

Yine ünlü şair İlhan Berk’in çocukluk anılarıyla Milli Mücadele dönemini harmanladığı 1919 adlı şiirini, imge yapısını bozmadan anlam akışına göre düzyazıya aktarmaya çalışalım. Önce şiir:

1919 /  İlhan Berk

Ben dünyaya bir idare lambası altında geldim
Yeryüzü Birinci Dünya Harbi’ni yaşıyordu
Başımın üstünde mendil boyunda bulutlar vardı

Yunan Harbi’nde yanan şehirlerimizi bir dağdan seyrettim
O çadır çadır insanları askerleri esirleri
Arkalarında bir gömlekle kaçan halkımızı
İlk topu ilk tayyareyi gördüm
Anam kardeşim ve ben ayaktaydık
Kapanık dükkânlarıyla çarşılarımıza yağmur yağıyordu

Her sınıf insanıyla şehrim dağlara taşınmıştı

O yangından nehirlerimiz dağlarımız ve çeşmelerimiz kurtuldular

Yanmış ve yakılmış şehrimize bir akşamüzeri askerlerimiz girdi
Kursaklarında bir parça ekmekle insanlar ayaktaydı
O gün dünyayı ve insanları tanıdım
O gün ayağımın dibindeki şehirden ağlamayı öğrendim

lhan Berk’in çocukluk anılarıyla Milli Mücadele dönemini harmanladığı bu dokunaklı şiiri, imge yapısını bozmadan anlam akışına göre düzyazıya şu şekilde aktarabiliriz:

Düzyazıyla Anlatım

Dünyaya gözlerimi bir idare lambasının loş ışığı altında açtığımda, yeryüzü Birinci Dünya Savaşı’nın karanlığını ve zorluğunu yaşıyordu. Gökyüzünde ise çocukluk penceremden gördüğüm, ancak bir mendil büyüklüğündeki küçük bulutlar asılıydı.

Kurtuluş Savaşı yıllarında, düşman tarafından ateşe verilen şehirlerimizin yanışını yüksek bir dağdan izledim. Orada; derme çatma çadırlara sığınmış insanları, cephedeki askerleri, esir düşenleri ve üzerlerinde sadece bir gömlekle canını kurtarmaya çalışan çaresiz halkımızı gördüm. Savaşın somut yüzü olan ilk topu ve ilk uçağı o günlerde tanıdım. Annem, kardeşim ve ben, tüm bu felaketlerin ortasında dimdik ayaktaydık; o sırada kepenkleri bir daha açılmamak üzere kapanmış dükkânlarla dolu çarşılarımıza hüzünlü bir yağmur yağıyordu.

Şehrimin her kesiminden insan, işgalden kaçmak için güvenli sığınaklara, dağlara çekilmişti. Nihayet o büyük yangından geriye nehirlerimiz, dağlarımız ve çeşmelerimiz birer hatıra gibi sağ salim kurtulabildi.

Günün birinde, bir akşam vakti, yakılıp yıkılmış harabeye dönen şehrimize Türk askeri giriş yaptı. Kursaklarında bir lokma ekmekle hayata tutunmaya çalışan o mağrur insanlar, askerlerimizi ayakta karşıladı. İşte o gün, dünyanın nasıl bir yer olduğunu ve insanlığın halini idrak ettim; o gün, ayaklarımın dibinde uzanan o yaralı şehre bakarak acıyı ve ağlamayı öğrendim.

 

Özlem Bahar

Bir Şiiri Düz Yazıya Çevirme Üzerine Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir