ateşten ve külden sonra sorular geçer meridyenleri geceler ve gündüzler yer değiştirir karanlık ışıktır ışıksa karanlık hangi tarafta kalsak içindeyizdir bu dionizyak kozmik şölenin ne desem kül ve ateş olur ne desem yaz ve kış sarar bedenimi sularımızın karıştığı yerdedir şarkı evrenle yaşıt bir çocuktum konuştum kül ve ateşin diliyle su gözyaşımdı havaysa efkarım sonsuza […]
eridi mumlar semazenlerin avcunda umaylar devrildi kılıçların üstüne bir bir semanın yasasınca seyreyleyen gezegenlerimiz kutsal mızraklarda bayrak oldu, ooy eteğin çilekle dolu çaydan geçiyordun suyun harfleriydin kalbimi onarmak için keşfettiğim kara kıvırcık saçlarına adaklar adayıp çaputlar bağladım gönlün aktığı yerde yurtlanıp çoğalsın kadınım, ooy güneş tutulmuş gök üstümüze yıkılmıştı dağlara çekilmişti yoldaşlarımız yerin dibine kentler […]
akşam ki hışırtısıdır yalnızlığımın
kara dallarıyla iner acının ağaçlarından
kanadığım yere yatağını seren derecik
topla içimdeki şırıltıyı akışını al git
başka cehennemim yok teninden öte savurmak için küllerimi kadim zamanın rüzgârına bıraktım o güzel saçlarımı yol hiç bitmese ey yar hep bana sadık kalsan yalnız bana bağlansan terimde tuzumda mayalansan kanatların kanatlarıma değse güneşin çığlığında sımsıcak kalsa gövdelerimiz yalnız benim ge hinnom vadimde yanıp huzur bulsan meyletmesen başka tanrıya sorduğum sorular mı kalır verdiğim yanıtlar […]